“Gücünün ne zaman ortaya çıkacağı belirsizdir” demişti Ebru. “On yaşında da ortaya çıkabilir, yetmiş yaşında da”. İlk kez zamanı durduğunda Kahin onu bulması için Ebru’ya haber vermişti. Başına gelenlerden sonra, ikinci gelişinde Asım ile beraber gelmişti. Asım, Alper’in gücünü etkisiz kılacak büyüyü biliyordu. Onlara Asallar deniyordu. Büyüler öğrenilebiliyordu ama bedeninizin
ona uyum sağlaması gerekiyordu. Aksi halde yapmaya çalıştığınız büyü ölümünüze neden olabilirdi. Eğer çok yetenekli iseniz ikiden fazla büyü öğrenmeniz mümkündü. Fakat bunu başaran insan adedi o kadar azdı ki isimleri saygı ile yad ediliyordu. Bilinen tarihin çok ötesine aittiler. Efsaneler sayılarının binlerce olduğu zamanları anlatırdı. Bugün ise yüzden az Asal kalmıştı.
Tarihin bir noktasında Asallar ikiye ayrılmıştı. Üstünden o kadar uzun zaman geçmişti ki ayrılığın sebebi efsanelere dönüşmüştü. Kendileri gibi olmayan herkesi köle haline dönüştürme isteği, karanlık güçlerle irtibat kurup daha kuvvetli büyüleri öğrenme çabaları veya ölü bedenlerden ordu kurmaya çalışmaları. Öyle ya da böyle ayrılmış ve aralarındaki savaşa devam etmişlerdi. Her iki grubun elinde büyük şirketler ve sermaye vardı. Fiziki saldırı ve çatışmaların haricinde her alanda rekabet halindeydiler. Uzunca bir tarihe ve karmaşık ilişkilere sahiptiler. Oturdukları kısacık sürede bunların tamamını Alper’e anlatmaları elbette ki mümkün olmayacaktı. Ebru elinden geldiği kadarı ile özetleyerek durumu izah etmeye çalıştı.
“Peki” dedi Alper, “Anlattıklarınızı dinledim ama ben ne Asallardanım ne de büyü biliyorum. Benden ne istiyorsunuz?”
“Birkaç asırdır seni bekliyorduk” dedi Asım büyük bir ciddiyetle ve Ebru devam etti, “Burada ayrıntılarını anlatmam imkansız. Fakat kendiliğinden yetenekleri olanlar birkaç yüz yılda bir çıkar. Sen onlardan birisin. Eğer biz sana ulaşmasaydık ayrılıkçılar sana ulaşacaktı. Tek amaçları var o da seni ortadan kaldırmak”
Alper korku içinde, “İyi de ben onlara bir şey yapmadım ki?!” dedi.
Gerçekten ne onlara ne de başka birine tehdit olmaya niyeti yoktu. Tek yaptığı istemeden zamanı durdurmaktı ve bunun da hayal olmadığını yeni anlıyordu. Şimdiye kadar bırakın birine zarar vermeyi ağız kavgasına bile girmemişti.
“Onlara bir şey yapıp yapmaman umurlarında değil” dedi Ebru gözlerini kısarak, “Senin kötülüğün yanında yer almayacağını biliyorlar. Şimdiye kadar hiçbir Tek böyle bir şey yapmadı”
“Peki bunun için ne yapabilirim? Siz gidip konuşabilir misiniz onlarla? Benim kimseye bir kötülük yapmaya niyetim yok. Bilmediğim bir şey için ölmek istemiyorum”
Asım ve Ebru birbirlerine baktılar. Kısa sessizliğin ardından Ebru, “Onlarla konuşmanın işe yarayacağını mı sanıyorsun? Seni ortadan kaldırana kadar durmayacaklardır. Bizimle gelmen gerekiyor, başka türlü seni korumamızın imkanı yok” dedi.
“Ama… okulum… annem… babam… yani öylece her şeyi bırakıp gidemem ki” dedi Alper heyecanla.
Ebru elini Alper’in bacağını koyup gözlerinin içine baktı ve “Seni güvenli bir yere götürdükten sonra annen ve babanla iletişim kurabilirsin. Ancak okula dönmen imkansız. Şu an ya yeni bir hayata adım atacaksın ya da ölümü seçeceksin” dedi.
Alper başını öne eğip düşündü bir süre. Sonra bakışlarını kaldırıp Ebru’ya baktı ve “Peki o zaman” dedi. “Gidelim”