Artık geceleri sokaklarda gezmeye başlamıştı. Okuduğu çizgi romanlardaki gibi süper kahraman olduğunu fark etmesi zamanını almıştı ama sonunda anlamıştı. İyilik kötülük savaşında iyiliğin tarafında yer aldığını bilmek güzel bir duyguydu. Ancak sokaklar okuduğunuz kitaplardaki sahneleri önünüze getirmiyordu. Devasa suçların üstesinden gelmek yerine günleriniz basit meseleleri çözmek ile geçiyordu. Önceleri şehrin merkezinde peşinden koştuğu suçluları bulmak için arka mahallelere yönelmişti. Yine de üç ay içinde dişe dokunur tek bir hadiseye denk gelmiş, onda da kurtardığı gencin daha önce diğerlerini öldürmeye çalıştığını öğrenmişti. Çok sinirlenen genç yanından ayrılırken intikamını öyle ya da böyle alacağını söylemişti. Siyah ve beyazın olmadığı bir dünyada yaptığın eylemin iyi ya da kötü olduğunu anlamak hayli zordu. O geceden sonra olayların derinine inmemeye karar vermişti. Sadece kötü bir hadise olduğunda yardım edecek ve gerisine karışmayacaktı.
Özel olduğunu bilme hissi ona hiç bilmediği pencereler açmıştı. Her şeye farklı bakıyordu. İtilmişlikten hayatın merkezine geldiğini fark etmek tuhaftı. Peşindekilerden eskisi kadar korkmuyordu artık. Karşılaşırlarsa bir şekilde üstesinden geleceğini düşünüyordu. Bir akşam üstü sokaklarda gezerken şimdiye kadar gördüğü en büyük kargaşa ile karşılaştı. Onlarca polis arabası sirenlerini çalarak yanından geçince merakla gittikleri tarafa yöneldi. Zamanı yavaşlatıp yoldan geçen arabalardan birine atladı ve olayın merkezine yakın bir yerde arabayı durdurup indi. Polisler bankanın önünü çevrelemiş içeridekilere çıkması için sesleniyordu. Sonunda çizgi romanlardaki gibi bir sahne ile karşı karşıyaydı. Basın mensupları, kalabalık, polisler, her şey film sahnesini andırıyordu. Önce nasıl yapacağını düşündü. Saklanmaya devam mı etmeliydi yoksa suçluyu kendi eliyle mi polislere teslim etmeliydi. Kahraman olmanın birinci şartı gizli kalmaktı. Ayrıca peşindeki tehlike nihayete ermemişti.
Zamanı durdurup ağır adımlarla bankaya yöneldi. Az önce başlayan yağmurun ıslattığı kaldırımın üzerinde kısa süre durup etrafa göz gezdirdi. Onlar için neler yaptığından habersizdiler. Yüzünde mutluluk tebessümü belirdi. Kapıyı açıp içeri girdi. Bankoların önündeki bölümde elleri ayakları bağlı şekilde yerde yatan insanlar vardı. Aralarından geçip bankonun üstünden atladı. Suçlunun orada olduğunu tahmin ediyordu. Ancak arka tarafta da durum ön taraftakinden farklı değildi. Kasanın bulunduğu yere, odalara, her tarafa baktı. Zaten tek katlı, küçük bir şubeydi. Odalar ya boştu ya da içlerindeki herkes bağlıydı. Gördüğü şeye bir türlü anlam veremiyordu. İşin daha ilginç tarafı kasadaki paraların tamamı alınmamıştı. Başka bir çıkış olduğunu düşündü. Muhtemelen suçlu oradan kaçıp gitmişti. Gözünden kaçmış olabileceğini düşünüp tekrar araştırdı ama bırakın çıkışı güvenlik nedeniyle var olan pencereler bile kapatılmıştı. Gerçekten çok saçmaydı ama suçlu bir şekilde kaçmayı başarmıştı. Yapabileceği bir şey olmadığına kanaat getirince dışarı çıktı. Ne yazık ki istediği gibi olmamıştı. Dışarı çıkınca her şeyi eski haline döndürdü. Boşu boşuna bekliyordu bunca insan. İçeride kimse yoktu.
Polis, “Kimseye bir şey olsun istemiyoruz, silahını bırakıp dışarı çık!” diye bağırdı.
Gidip içeride kimsenin olmadığını söylemek geldi içinden. Ancak böyle bir anda yapılabilecek en saçma şey olurdu herhalde. Omuzlarını silkip arkasını döndü. Ağır adımlarla kalabalığın dışına doğru yürümeye başladı. Gidip bir şeyler içse fena olmazdı.
O sırada bankadan bir ses yükseldi, “Kimse yaklaşmasın içerideki herkesi öldürürüm!”