Annesine durumu anlatmış ve gördüğü hayallerden bahsetmişti. Annesinin onun için endişelendiğini görmek tuhaf gelmişti. Konuştukları günün ertesi günü için hastaneden randevu alınmıştı. Gece hastaneye gitmeyi beklerken başından geçenleri düşündü. Gerçekten zamanı durduruyor olabilir miydi? Neticede denemekten zarar gelmezdi. Odasındaki televizyonu açıp, bütün dikkatini toplayarak yayını durdurmayı denedi. Kısa bir an gerçekten yapabileceğini düşündü. Yüksek bir yere çıkıp atlamayı beklerken gelen korku benzeri duygu bedenini ele geçirmeye başladı. Kendini bıraksa aşağı atlayacaktı. Tek bir adım ve sonrası…
“Ne yapıyorsun Allah aşkına…!” diyerek televizyonu kapattı.
O gece sabaha kadar oturdu. Ne düşüneceğini bilmeden sadece oturup bekledi. Muhtemelen hastaneye yatmadan ilaçlarını alarak hayatına devam edecekti. En azından öyle umuyordu. Gerçeklikle bağını tam olarak koparmadığından hastanede kalacağını düşünmüyordu. Hastalığı yeni başlamıştı çünkü. Sabah oldukça erken bir saatte annesi ile beraber yola çıktılar. Hastaneye geldiklerinde daha bir saatten fazla vakitleri vardı.
“Heyecandan kahvaltı hazırlamayı unuttum. Burada bekle bir şeyler alıp geliyorum” diyen annesi yanından ayrılıp gözden kayboldu.
Hastanenin karşısında, ön tarafına tabureler konulmuş küçük bir çay ocağının önündeydiler. Alper annesini beklerken etrafa bakınıyor, bir yandan da çayını yudumluyordu. İçeri girdiğinde nasıl davranması gerektiğini düşünüyor, elinden geldiğince sakin kalmaya çalışıyordu. Bir hastalığı vardı ama bunu olduğundan büyük göstermek istemiyordu. İç çekip bakışlarını hastaneye çevirdi. Burada olmak istemiyordu. O sırada yolun karşısında, park etmiş iki arabanın arasında duran kadını fark etti. O gün önüne çıkan kadındı. Bu kez yalnız değildi, yanında spor giyimli bir adam duruyordu. Her ikisi de dikkatli bakışlarla onu süzüyordu. On metre kadar ilerilerinde duran kırmızı ışık yayalar için yeşile döndüğünde, karşıdan gelen annesini gördü. Yeniden oluyordu. Seslerin ağırlaşmaya başladığını duydu. Vücudunu saran hissin sonucunu biliyordu.
Kısa süre her şey olduğu yerde durmuştu. Daha önce yaptığının aksine bu kez kaçmayıp olduğu yerde kalkarak etrafına baktı. Gördüklerinin hayal olması imkansızdı. Böyle bir şeyi nasıl hayal edebilirdi ki. Az önce gördüğü kadın ve adamın duran arabaların arasından ona doğru yürüdüklerini gördü. Neden olduğunu bilmiyordu ama son derece sakin hissediyordu.
“Benden kaçman gerekmiyor”. Ses yine beyninin içindeydi. Ancak bu kez korkutucu gelmedi. Aksine rahatlamıştı. “Sadece konuşmak istiyoruz”
Hiçbir şey demeden az önce kalktığı tabureye oturdu. Eğer gerçekten delirdiyse birazdan hastane yatağında uyanmış olacaktı. Fakat değilse… işte o zaman bazı cevaplara ihtiyacı vardı. Ve karşısına ikinci kez çıkan bu kadın ve yanındaki adam cevapları verebilirdi.