Batıcılık II

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Batıcılık tüm siyasi hareketlerin içinde; Volkan Gazetesi ve benzeri çevreleri istisna tutarak, en radikal halinden en yumuşak haline kadar varlık tesis etmişti. Anlaşılacağı üzere 19.yy sonları ile 20.yy başları gibi bir zaman aralığından bahsediyorum. Dönem; yapılacak reformlarla özgürlüklerin geleceğini, imparatorluğun ayakta kalacağını ve bir manada eski muhteşem günlerine döneceğini hayal etme dönemiydi. Bu kısımdaki itici güç Batılı olabilme veya oradaki siyasi,ekonomik ve sanayi gelişimi buraya aktarabilme şeklinde ifade edilebilir. Oldukça muğlak ve ucu açık bir tanım kullandığımın farkındayım. Fakat en radikal halinden en ılımlı versiyonuna kadar tüm Batıcı hareketlerin ortak noktası bu idi. Örneğin İttihat ve Terakki’nin tamamı için; bugünden bakıp, sağ veya sol demek bir hayli zordur. Ancak rahatlıkla Batıcı bir hareketti diyebiliriz.

Bizde, devletçi Kıta Avrupa ve daha bireyci İngiliz yaklaşımları arasında popüler olan her zaman Kıta Avrupası yaklaşımı oldu. Bunu Kurtuluş Savaşı ardından başlayan süreçte açıkça görmek mümkündür. 50’ler; Soğuk Savaşın başladığı, Batılı lige girmeye çalışan genç devletin doğal bir refleksle NATO’ya katıldığı dönemdi. 60’ların ortasında ise ilginç bir şey oldu. Kapitalizmin merkezi olarak kabul edilen Avrupa’da ki kapitalizm öleli çok olmuştu, sol hareketler yükselmeye başladı. Aslında Bolşevik Devrimin etkileri olmuştu ama sol, o tarihe kadar popüler kültürün merkezinde bulunmamıştı. Fazlası ile özet halde ve belki biraz da spekülasyon yaparak; Pozitivizme yakınlığı, Romantizm ve ardından gelen sanat akımlarındaki tepkiselliğinin anarşizme kayışı ve elbette ekonomik gelişimin yarattığı çelişkiler zemini sağladı. İşte o tarihlerde Türkiye’de ilginç bir şey oldu. Zirvesini Yön Dergisinin oluşturduğu diyebileceğimiz ve tarihteki en büyük anakronizmlerden biri ile Türkiye’de yaşanan süreçte ana akımı oluşturan ve başında Atatürk’ün bulunduğu Batıcı kanat, sol oluverdi. Atatürk, onun Batıcılığa bakışı ve yapılan devrimlerle alakalı tartışmaya burada katiyen girmeyeceğim çünkü konunun dağılmasını istemiyorum.

Aslında 60’lara gelene kadar bugün gördüğümüz şizofreni hali Batıcılık içinde neredeyse hiçbir zaman var olmadı. Basit, yalın ve özünde işlevsel denebilecek bir anlatıya sahipti. Fakat 60’ların ardından bir yandan milliyetçi, bir yandan antikapitalist ve diğer yandan Batılı gibi olmak isteyen karman çorman bir yapıya evrildi. Atatürk; çoğu zaman ve hatta neredeyse komik denebilecek şekilde, sol bir lider olarak sunuldu. Kavramların çoğu Marksizm’den transfer edildi ama ulaşılmak istenen hedefle kavramlar arasındaki çelişki hiçbir zaman önemsenmedi. Aynı insan hem ırkçı hem solcu hem Batılı hem de sosyalist olabiliyordu artık. Kompartıman halinde döşenen bu içinden çıkılmaz düşünce yapısında hangi vagonla karşılaşacağınız kim olduğunuz ile ilişkiliydi. Asla içinden çıkamayacağınız bu şizofreni halinin komik örnekleri hep yaşandı. Alevi, Kürt, Müslüman ya da Türk gibi çoğaltabileceğimiz kimliklerin her biri farklı kompartımanların sonuçları ile yüzleşti.

Asla kavram üretme kapasitesine ulaşamayan ve ithal ettiği kavramlarla buradaki hadiseleri açıklamak için çabalayan Batıcı için sol kavramlarla örülü dünyası ile ulaşılmak istediği “Batı” arasındaki çelişki hep var oldu. Ancak 20.yy bitene kadar bahse konu anlayışın büyük bir sıkıntı yaşadığı söylenemez. “Bütün dünyaya rezil olduk” tarzı kurulan klişe cümlelerdeki “dünya” sadece Batı’dan ibaretti ve bir manada hakikaten öyleydi. Gerek ekonomik, gerekse kültürel olarak hiçbir rakibi yoktu. İçi boş sol kavramlar işlemez gibi görününce parmağını Batı’ya döndürüp buradaki “cehalete” örnekler vermek kolaydı. Fakat gerileme hali 21.yy ile iyiden iyiye hızlanınca ve Batı kavramsal/ekonomik üstünlüğünü kaybetmeye başlayınca o fırsat da kullanılamaz hale gelmeye başladı. Son atım mermi, ithal edilen kimlik siyasetiydi ki bu da nihayetinde bizzat Batı tarafından iğfal edildi.

Bugün “dünya” sadece batıdan ibaret değil. Velakin hiçbir zaman ait olmamasına rağmen, hala o kulübe ait olduğuna inanan Batıcı için her fırsatta oralardan bir yerden yardım bekleme hali devam etmekte. Aslında kulübün kendisi bile hiç var olmadı ya… Şimdi elde arkaik kavramlar ve boş retoriklerden başka bir şey kalmadı. Kendi kavramlarını ve düşünce yapılarını oluşturabileceklerine dair bir inancım yok. Muhtemelen önümüzdeki birkaç on yıl içinde zamanında özgürlük-zenginlik satan Batı yerinde, güvenlik-zenginlik satan Çin merkezli doğunun neferleri haline dönüşecekler. Çünkü temelde yatan yerel nefreti hala orada duruyor.

Önceki yazı

Batıcılık I

Sonraki yazı

Sanat I

Yorum yap

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir