O gün sadece şansı yaver gitmişti. Asım kendi işini halletmek için evden ayrılmıştı. Oralarda bir yerlerde olsaydı evden çıkamazdı. Fakat sorunlarının en küçüğünü halletmişti sadece. Artık sayılarını ve tam olarak kim olduklarını bilmediği birileri vardı peşinde. Ebru, Asallar diye bir şeyden bahsetmişti ama doğruyu mu söylemişti, yoksa onu ikna etmek için uydurduğu masallardan biri miydi emin değildi. Önce annesinin yanına gitmeyi düşünmüş sonra vazgeçmişti. Muhtemelen bakacakları ilk yer orası olacaktı. Babasının evi için de farklı bir durum söz konusu değildi. İşte o gün Alper’in sokaklarla tanıştığı gündü. Eğer kaybolmak istiyorsanız oradan daha iyi bir yer bulmanız zordu. Aradan geçen bir yılın ardından artık sokakların gediklisi olmuştu. İki kez annesini, bir kez de babasını aramıştı. Annesi çok ısrarcı olmamıştı ama en azından dönmesini söylemişti. Telefonda konuşurken neden eve gitmediğini anlatmak istedi ama bunun nasıl görüneceği belli olduğundan vazgeçti. Babası ise oralı bile olmamıştı. Aslında en başından beri olduğu noktadaydı, yalnızdı.
Az çok peşindeki adamların gücünü görmüştü. İşin kötüsü peşini bırakmadıklarından emindi. İstedikleri şeyi elde edene kadar devam edeceklerdi. Geçen zaman ona iki şey öğretmişti; kimseye güvenmemesi gerektiğini ve gücünü nasıl kullanacağını. Artık istediği zaman gücünü kullanabiliyordu. Sokaklarda karşılaştığı tehlikeli anlarda ve karnını doyurması gerektiğinde hep gücüne baş vurmuştu. İstediği yere girip çıkabiliyor, bazı geceleri beğendiği yerlerde geçiriyordu. Her şey bir tarafa ne yapması gerektiğine dair en küçük fikri yoktu. Sonsuza kadar sokaklarda yaşayamazdı ama ortaya çıkıp normal bir hayata da dönemezdi. Rüzgarın önündeki yaprak gibi sağa sola savrulup duruyordu.
Bir ara kendisi gibi insanlar olabileceğini düşündü. Elif onlardan biriydi örneğin. Eğer o notu bırakmamış olsaydı şu an hayatta olmayacaktı. Onu öldürmüşlerdi muhtemelen ama ellerine düşmemiş başkaları muhakkak vardı. Varlıklarını hayal etmek kolaydı ama onlara nasıl ulaşacağını bulmak meseleydi. Etrafta dolaşıp insanlara sorabileceğiniz bir şey değildi bu. Peşindeki adamların eline düşmese bile deli diye bir yerlere kapatılması kesindi. Fakat yalnızlığı o kadar büyüktü ki onlara ulaşamasa bile varlıklarını düşünmek iyi geliyordu. Kendisi gibi birilerinin var olduğu hissi bir nebze de olsa rahatlatıcıydı.
Amaçsızlık, yalnızlık ve yakalanma korkusu. Hayatı bu üçgen içinde geçerken gördüğü şey kim ve ne olduğunu anlamasını sağladı. Karnını nerede doyurması gerektiğini düşünürken bir kavgaya şahit oldu. Ara sokakların birinde dört beş genç birine saldırıyordu. Başını önüne eğip yanlarından geçecekken duraksadı. Bunun benzeri hadiseler defalarca başına gelmişti. Ve yardım etmesini beklediği insanlar onun yaptığı umursamadan çekip gitmişti. Yalnızlığının sebebi gücüydü. Aradığı amaç gücüydü. Korkusunu yeneceği şey de oydu. İnsanların ona yaptıkları gibi davranmayacaktı. Olan biteni görmemezlikten gelmeyecekti. Sesler yavaşladı, kavga ve her şey durdu. Çocuğa saldıranları iterek yere düşürdü. Her şey tekrar hareket etti. Yerdekiler ne olduğunu anlamak için birbirlerine baktı. Yerde olmamalıydılar. İçlerinden ikisi yerlerinden kalkıp tekrar saldırmak için davrandılar. Bu kez kendilerini daha uzakta ve yaralanmış olarak buldular. Sonunda hepsi sağa sola kaçıştı.
Ve Alper yerde yatan çocuğa elini uzatıp şöyle dedi; “Korkman gereken bir şey kalmadı”