Sanat IV

Zanaat ve sanat ayırımın temelini nerede aramalıyız? Daha doğru sorarsak, neden böyle bir ayrıma gidildi? Elbette farklı yanıtlar üretilebilir fakat neden olarak sunmasak bile; sonuç olarak ortaya çıkan şey maddiyatın ötesinde, öğrenilmeyen ve ancak dehaların elinde şekil bulabilecek bir şeyin, yani sanat kavramının doğuşuydu ki bundan önceki bölümlerde kısaca anlatmaya çalıştım. Aydınlanma her şeyi sekülerleştirirken ihtiyaç duyduğu uhrevi yanıtı işte tam burada, bizlere sanatı getiren kişide buldu. Ortalama insanlardan sanatçıyı ayıran şey ise dehaydı. Schopenhauer için ideayı, Kant için yapabilmeyi sağlayan şey bu dehadır örneğin. Tabi burada kalmayıp, az da olsa, sanatçıyı Tanrı mertebesine çıkaranlar da olmadı değil. Sanatçı deha ilişkisinin önemi, onu ötekinden ayıran şeye yapılan vurgu olmasındadır. Örneğin bilim adamı olmak için çalışmanız yeterli olabilir. Fakat doğuştan gelen yaratıcı yetenek hiçbir şeyle sonradan eklenemez. Tanrısaldır ve kusursuzdur.

Bu düşünsel örgüsünün izleri hala devam etmekte. Bir salona dolan insanlar aslında hiçbir anlam bütünlüğü içermeyen gösteri sanatını takip edip ibretle seyretmekte. Hepinizin belleğinde buna benzer görseller olduğundan eminim. Geçmişte felsefi izdüşümleri olan Sürrealizm veya Ekspresyonizm gibi sanat akımları oldu. Böyle bir şeyi yok saymamız haksızlık olur. Fakat düşünürlerin ortaya koyduğu “kurtarıcı” sanatçıların elinden çıkan düşünce akımları değildi bunlar. Her biri daha önce sistematik hale getirilmiş düşüncelerin sanattaki izdüşümlerinden ibaretti. Yani demek istediğim, “sanatçı deha” ancak gerçek dehaların izinde eserler ortaya koyabildi.

Aydınlanma öncesi aristokrasi ve kilise tarafından finanse edilen sanat sektörü bu tarihin ardından görece bağımsız hale geldi. Buradaki asıl itici güç Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan orta sınıftı. Bağımsız hale gelen sanatçı artık sınırlı kaynaklardan finanse edilmiyor, haliyle geleneksel atölyelere bağlı kalmadan ürününü piyasa ile buluşturabiliyordu. İşte tam bu noktada düşünürlerin yer yer peygambervari mertebeye çıkardığı sanatçının “anlaşılamama” sorunu başladı. Sözlük manası belirgin olma, ortaya çıkma olan kelimenin seçilmesinin manidar olduğunu düşünüyorum. Özellikle Avangard sanat akımında piyasa ile kurulan mürid-şeyh ilişkisi tam bu kelime üstüne inşa edildi. Peki sanatçının dehasını “anlayan mürid” bunu ne ile ifade etmektedir? Sorunun yanıtı fazlası ile basittir, ürünü satın alarak. Bu durumda hiçbir maddi beklenti içinde olmadan ve “sadece anlaşılmak ve insanlara idelerin bilgisini göstermek için hareket eden” sanatçı kendini zanaatkardan nasıl ayırmaktadır? İki bölüm önce ismini andığım Daniel Chodowiecki yaklaşımı size yanıtı bulmakta yardımcı olabilir: Ürünü alanların gerçekten duygulanması ve önündeki eserin “gizli” manalarını idrak etmesi ile.

Önceki yazı

Adada

Sonraki yazı

Burnundan Konuşan Kız

Yorum yap

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir