Sanat III

Önceki yazılarda anlatmaya çalıştığım gibi artık özerk bir sanat alanı oluştu. O güne kadar görülmemiş yeni bir fenomenle karşı karşıyaydık. Daha doğru bir ifade ile o şekilde tanımlanmamış bir fenomenle. İnsanlığın icat ettiği bu yeni kavram bize ne sunuyordu veya ne sunmalıydı? Antik Yunan’da dinsel ayinlerin daha sonraki dönemlerde salt eğlencenin parçası olan tiyatro, dini mekanları süslemek için kullanılan resim veya ilahiler için bestelenen müzik tamamen ayrı bir sahaya geçiyordu. Bugün anladığımız sanat kavramı içinde kalan dallar üzerindeki din kontrolü kademe kademe yok olacak, eserler daha ulvi olana atfen değil kendiliğinden ulvi olan kademesine yükselecekti.

Aydınlanma ile başlayan akıl çağının sonucu Fransa’daki devrimle alınmıştı. Ancak ardından başlayan terör süreci büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. O günün düşünce dünyası için gerçek bir yıkımdı ortada olan. Schiller, terör döneminin hayal kırıklığı ile insanlığı kurtaracak tek yolun sanat olduğuna kanaat getiriyordu. Sanat artık sadece estetik ile olan ilişkisinden öteye taşınıyordu.  Schopenhauer şöyle diyordu; insanın arzu ve bıkkınlık ikileminden kurtuluşunun iki yolu var, sanat ve zühd. Sanatçı gerçek ideyi açığa çıkaran insandı ona göre. Burada bilgi kavramına dikkatinizi çekmek isterim. Sanatı ortaya çıkaran kişinin varlığı kutsanma haline evrilmektedir. Sanat bu evrede dine alternatif olarak tanımlanamaz. Schiller’in yaklaşımında olduğu gibi dinlerden farklı olarak insanları birleştirecek tinsel olgudur. Ancak kavramın daha yücelere taşınmasında bu kadarla iktifa edilmeyecekti. Örneğin Comte sanatı insanlık dininin merkezine oturtuyor bir noktada sanatı bilimin üstüne koyuyordu. Var olan geleneksel dinlerin anlattığı şeyleri ve hatta daha ötesindeki “bilgiyi” sunan şeydi sanat.

Elbette toplumun geneli açısından sanat kavramının bu dönüşümü hemen kabul edilmedi. Ancak zamanla sanat kavramının yeni tanımlarının versiyonları öyle veya böyle topluma yerleşti. Hangi sanat dalının en üst değeri ürettiği tartışmaları o gün olduğu gibi bugün de devam etmekte. Artık sadece estetik kuramı haricinde genel geçer cümlelerle yukarıda kısaca değindiğim yaklaşımları duyuyoruz. Gerçeğin bilgisine sahip, “dehaların” bizleri iyiye götürdüğü bir yol var elimizde bugün. Tuhaf gelse de yer yer dinlerle kıyas edilme hali devam ediyor. Ancak gerçeğin arayışı yolunda bugün elimizde var olan şeyin, kuram üzerinde fikir beyan eden düşünürlerin tahayyülleri ile ne kadar ilişkili olduğu muamma.

Bundan sonra yazacağım son bölümde, Aydınlanma ile başlayıp zaman zaman din haline getirilen sanatın “sahte peygamberi” sanatçı kavramının inşa edilmesi üzerine birkaç şey yazacağım. Deha kavramının etrafına örülü kutsal kişilik. İnsanlığın yeni yolunda önümüzdeki ışık, sanatçı…

Önceki yazı

Sanat II

Sonraki yazı

Adada

Yorum yap

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir