Artık mesele ayini yapıp yapmayacağı değil, nasıl yapacağıydı. Aylin’i bulunduğu yerden çıkarmak veya ona ulaşmak meseleydi. Asallar’ın en üst kademesindeki birkaç kişiden birini öyle kolayca ele geçiremezdiniz. Plan yapmadan önce tüm varlığını satmaya karar verdi. Her halükarda geri dönüşü olmayan bir yola girecekti. Aylin’in telekinezi gücü eşsizdi. Sahip olduğu güçlerle onu birleştirdiğinde neredeyse yenilmez olacaktı. Burada durmaya niyeti yoktu. Sağ kalmayı başarırsa tabi.
Uzunca bir süre Aylin’in güvenini nasıl kazanacağını düşünüp durdu. Çünkü kapıyı açacak kelime buydu, güven. Aklına gelen tek şey onun koleksiyon hastalığı oldu. Bunu daha önce birilerinden duymuştu. Uzun yıllardır Osmanlı dönemi hat eserleri biriktiriyordu Aylin. Elindeki koleksiyon dünya çapında isme ve öneme sahipti. Eğer yeterince değerli bir eseri ona sunabilirse gerisini getirebileceğini düşünüyordu. Yolu bulunca oturup çalışmaya başladı. Yeteri kadar bilgiye ulaşıp istediği evsafta bir eseri bulması aylar sürdü. Önce sahibi ile iletişim kurup eseri almak istediğini söyledi ama nafile. Böyle bir şeyin ihtimali bile yoktu. Israr ya da fiyatı yükseltmek hiçbir işe yaramadı. Ancak bu basit ayrıntı Feyza’yı durdurmayacaktı. Eren’in yanına gitti ve bir anlaşma yapmak istediğini söyledi. Eren’in ise tek merak ettiği şey Alper oldu.
Feyza ağlamamak için yutkunarak, “Onu öldürdüler” dedi, “Sana her şeyi anlatamam ama istediğim şey onun intikamına giden yolun kapasını açacak”
Bir an gerçeğin tamamını söylemek istedi ama o zaman işler sarpa sarabilirdi. Eren parmaklarını oturduğu masaya vururken pencereden dışarı bakıp bir süre düşündü. Hiçbir şey demeden bakışlarını Feyza’ya çevirdi ve sonunda ayağa kalkıp, “Pekala, bunu yapacağım” dedi. “Senden para istemiyorum ama intikamını alacağına dair söz ver. Pek belli etmesem de o çocuğu severdim”
“Söz” dedi Feyza göz yaşları yanağından kayarken. “Sadece bunun için yaşıyorum”
Eren iki gün içinde istediği hattı ona ulaştırdı. Artık gerisi Feyza’ya kalmıştı. Aylin’den randevu isteyip beklemeye başladı. Bir aylık beklemenin ardından Aylin randevuyu onayladı. Feyza belirtilen gün ve saatte randevuya gitti. Görünürde bir holdingin yöneticisi olan Aylin iş yerinde randevu vermişti. Donuk, ifadesiz yüzü ve sizi delip geçen bakışları ile ürkütücü bir kadındı.
Feyza odasına girer girmez, “Efendim size maruzatımı belirtmeden önce bir hediye takdim etmek istiyorum” diyerek yanında getirdiği hattı Aylin’in masasının üstüne koydu.
Aylin özenle hazırlanan paketi açınca donuk yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu ve “Buna nasıl ulaştınız?” diye sordu.
Feyza, “Efendim müsaade ederseniz orası bende kalsın. Fakat umuma teşhir etmemenizde fayda var takdir edersiniz ki” dedi ve tebessüm etti.
Aylin aynı şekilde karşılık vererek, “Bunu tahmin etmek çok da zor değil. Yıllardır peşinde olduğum bir parçaydı” dedi.
O andan sonra güvenini kazandığını biliyordu. Aylin artık avucundaydı. Hediyeye o kadar memnun olmuştu ki bu kadarını beklemiyordu. Feyza’ya oraya neden geldiğini dahi sormadı. Gerçi Feyza yaptığı araştırmalar için desteğini istemek üzere geldiğine dair bir şeyler uydurmuştu ama hiçbirine gerek kalmadı. Aylin ısrarla onu yemek için evine davet etti.