<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dram &#8211; Cem Kartal</title>
	<atom:link href="https://cemkartal.com/kategori/dram/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://cemkartal.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jun 2025 18:33:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://cemkartal.com/wp-content/uploads/2023/05/cropped-Black-and-White-Minimal-Monogram-Typography-Personal-Logo-1-150x150.png</url>
	<title>Dram &#8211; Cem Kartal</title>
	<link>https://cemkartal.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Adada</title>
		<link>https://cemkartal.com/adada/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/adada/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jun 2025 18:33:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.cemkartal.com/?p=1853</guid>

					<description><![CDATA[Bugün yirmi ikinci yıl. Yola çıkarken aklımın köşesinden geçmeyen bir menzile varmamın yirmi ikinci yılı. Sabah kalktığımda niyetim&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bugün yirmi ikinci yıl. Yola çıkarken aklımın köşesinden geçmeyen bir menzile varmamın yirmi ikinci yılı. Sabah kalktığımda niyetim başkaydı ama şu an yine beklemediğim bir noktadayım. Ayağım muhtemelen üç yerden kırıldı. Eve zar zor gelebildim. Aklımda kaldığı şekilde iki odun arasına alıp sıkıca sardım ama pek işe yaradığını sanmıyorum. Bakınca eğri durduğu bariz şekilde görülüyor ve ağrı her saniye giderek artıyor. Nasıl idare edeceğimi bilmiyorum. Gelecek günler pek aydınlık görünmüyor. Her neyse artık, daima yaptığım gibi elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. Yıllardır bu kağıda ne yazacağımı düşünüp durdum. Kazadan sonra, denizden toplayabildiğim eşyalar arasından çıkan çantanın içindeki tek kağıt ve yanındaki pahalı kalem. Komik değil mi? Yanınıza çanta alıyorsunuz ve içinde tek bir kağıtla kalem koyuyorsunuz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllar ne kadar çabuk geçti. Yirmi iki yıl boyunca buradan kurtulmanın hayalini kurdum. Güzel hayatıma geri dönmenin hayali. İleri doğru gitmemi sağlayan en önemli şey buydu. Barınağım eve, yaşadığım ada vatanım olmaya başladı. Geçen günler içinde asla fark etmedim. Sabah kalktığımda tek yapmak istediğim denizdeki tuzakları toplayıp uyumaya devam etmekti. Uzun yoldan gitmeliydim ama üşendim. Kayalıkların arasındaki yol çok daha kısa. Dikkatli olmalıydım&#8230; neyse, böyle şeyleri düşünmek için artık çok geç.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni asıl derinden etkileyen şey, buradaki hayatımın ne kadar güzel olduğunu yeni fark etmiş olmam. Onca yıl içinde tek bir kez fark etmedim. Günlük işler ve geri dönme hayali ile geçip gitti zaman. Yanlış anlamayın, geri dönmek istiyorum elbette ama yaşadığım güzel günleri fark etmeme engel olan şey de tam olarak buydu. Böyle bir şeyi ayağımı kırmadan önce fark etmek isterdim. Fakat çok geç.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada büyük bir sırra ya da bilgiye ulaşmadım. Kimseye öğüt vermeye niyetimde yok. Sadece hissettiğim şeyi anlatmak istedim. Fazla yerim kalmadı. Bir gün birileriniz yazdıklarımı okur mu, onu bile bilmiyorum. Eğer bu yazıyı okuyan birileri olursa beni ansınlar. Yirmi iki yıl boyunca bu adada tek başıma hayatta kalmayı başardım. Başardığım şeyi yeni fark etmiş olmam haricinde hiçbir problem yok. Geride kimseyi bırakmadım. Rahatlatıcı bir his. Tuhaf gelebilir ama bu şartlar altında öyle. Bacağım çok ağrıyor ve kendimi fazlasıyla yorgun hissediyorum. Hepsi bu kadar, anlatacağım bir dolu şey olsa da yazacak yerim kalmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Umarım birileri bunu bulup okur&#8230; Hepsi bu kadar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hoşça kalın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/adada/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biblo</title>
		<link>https://cemkartal.com/biblo/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/biblo/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Apr 2023 21:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cem.y2n.me/biblo/</guid>

					<description><![CDATA[On dört yaşında evden kaçmıştı. Sevdiğini söyleyen bir adamın peşinden. Çocuktu o zamanlar, inanmıştı. Annesinin üçüncü evliliğiydi. Farklı&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">On dört yaşında evden kaçmıştı. Sevdiğini söyleyen bir<br />
adamın peşinden. Çocuktu o zamanlar, inanmıştı. Annesinin<br />
üçüncü evliliğiydi. Farklı babalardan dört kardeşi daha<br />
vardı. Ve alkolik üvey babası. Asla ait olduğunu hissetmediği<br />
bir yerdeydi. O yüzden kaçması zor olmadı. Her şeyi annesinden<br />
farklı yapacak, güzel, mutlu bir yuva kuracaktı. Çocuktu o<br />
zamanlar. Aklına gelmezdi fuhşa zorlanacağı. Hele de sevdiği<br />
adam tarafından. Çok dayak yedi. Çok acılar çekti onun yanından<br />
kaçana kadar. Kapatıldığı odanın penceresinden atladı. Üstünde<br />
tek parça elbise, ayakkabısız. Sokaklarda gezdi bir süre.<br />
Ardından çocukluk arkadaşlarından birinin yanına gitti<br />
İstanbul’a. İşe girmeyi denedi. Çok küçüktü. Kimse onu<br />
çalıştırmak istemedi. İsteyenler de sadece çalıştırmak<br />
istemedi. Yatağa atma peşinde oldular her defasında. Düzgün<br />
hayat kurma çabası çok sürmedi. Ne fark ederdi ki zaten. Bir kez<br />
batağın içine girmişti ve kendisine olan saygısı tamamen yok<br />
olmuştu.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Yeniden ve bu kez<br />
isteyerek fahişeliğe başladı. Genç ve güzeldi. İyi<br />
kazanıyordu. Yalnızlık ve kirlenmişlik hissini kazandığı<br />
paraları harcayarak kapamaya çalıştı. Çoğu insanın hayal bile<br />
edemeyeceği kadar kazanıyordu ama elinde kalan hiçbir şey yoktu.<br />
Yıllar, istemsiz yuvarlanma hissi ile peş peşe ardına geçti.<br />
Yirmi yaşındayken tanınan pavyonlardan birinde çalışmaya<br />
başladı. Sesinin güzelliği ilk kez işe yaramıştı. Fahişeliğe<br />
devam ediyordu etmesine ama eskisi kadar sık yapmıyordu artık.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Pavyonda çalışmaya<br />
başlamasının ikinci yılında her şey değişti. Her zamanki gibi<br />
sahne aldığı gecelerden birinde Engin’i gördü. Sahnenin birkaç<br />
masa gerisinde arkadaşları ile gelmişti. Gözlerini ayırmadan onu<br />
izliyordu. Şimdiye kadar hiç hissetmediği şeyleri hissetti. Böyle<br />
duyguların varlığından habersizdi. O gece bütün şarkılarını<br />
Engin’e söyledi. Ve Engin bütün şarkıların ona söylendiğini<br />
anladı. Sahne bitip kulise geçtiğinde dışarı çıkıp onun<br />
yanına gitmek istedi ama yapamadı. Sadece değersiz bir fahişeydi.<br />
Ertesi gün sahne alana kadar tek bir saniye bile aklından<br />
çıkaramadı onu. Gözlerini kapadığında karşısında duruyordu.<br />
Şarkıya başlarken Engin’i gördü. Bu kez en ön masadaydı. Bir<br />
süre kendine gelip şarkıya başlayamadı. Yine hayal görüyor<br />
sandı ama değildi. Karşısındaydı işte.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">O gece tanıştılar.<br />
Sekiz ay sürecekti birliktelikleri. Hayatında ilk kez ait olduğunu<br />
hissettiği bir evde yaşadı o sürede. Her şeyi bıraktı, şarkı<br />
söylemeyi de. Kendini değerli hissetti. Rüya gibiydi ama değildi.<br />
Kelimelerle ifade edemeyeceği kadar mutluydu. Zengin değildi Engin.<br />
Ancak kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliyorlardı. O kadarı<br />
yeterliydi. İstediği şey hiçbir zaman para olmamıştı. Sonra o<br />
elim gün geldi. Engin bir şey isteyip istemediğini sormuştu işten<br />
çıkarken. “Hayır” demişti, “Sen gel kâfi”. Fakat<br />
gelemedi Engin. Freni patlayan kamyon, beklediği otobüs durağına<br />
girmişti. Dakikalar sonra haberi oldu. Sonra her şey karardı.<br />
Olayın ardından geçen beş günü katiyen hatırlamıyordu. Günler<br />
geçtikçe her şey geri döndü. Acı da tabi. Cenazesine gidemedi.<br />
Gitmek istemedi. Orada duramazdı.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Arkadaşları<br />
zamanla acının geçeceğini söylediler ama yanılıyorlardı.<br />
Yıllar boyunca tek bir gün bile o acıyı hissetmeden geçmedi.<br />
Kazadan sonra uzunca bir süre ilaçlarla ayakta durdu. Aylar sonra<br />
birlikte yaşadıkları eve gitti. O evde yaşayamazdı artık. Engin<br />
yokken orada duramazdı. Ve evden tek bir eşya alarak çıktı.<br />
Beraber dışarı çıktıkları gecelerin birinde Engin’in cebinde<br />
kalan son parasıyla ona aldığı biblo. Birbirine bakan çift.<br />
Alelade, çoğu insana göre değersiz. Birkaç kıyafet ve biblosu<br />
ile otobüs terminaline gitti o gece. Cebinde üç kuruş para. Zar<br />
zor bilet alabildi. Artık geriye dönemezdi. Eskisi gibi olamazdı.<br />
Değerli bir insandı.</p>
<p>Küçük bir markette kasiyer olarak işe başladı gittiği şehirde. Yıllar<br />
boyu azimle ve yılmadan çalıştı. Ne zaman dayanamayacak gibi<br />
hissetse Engin’i hatırladı, evine gidip bibloya baktı. Daha<br />
iyisini yapabilirdi. Ve yaptı da. Şimdi aradan geçen on yılın<br />
ardından ilk kez Engin’in mezarı başında. Bir hayat kurdu<br />
kendine. Değerli ve temiz bir hayat. Hepsi Engin’in sayesinde<br />
oldu. Her gece ona dua ettiği günlerin ardından başından<br />
geçenleri ve neler yaptığını anlatmak için geldi. Güzel bir<br />
mezar taşı yaptırdı Engin’e. Biblonun bir örneği var üst<br />
tarafında. Yanında da boş bir mezar. Günü geldiğinde sevdiği<br />
insanın yanında yerini almak için hazırlanmış.<br />
“Yeniden İstanbul’a döndüm” dedi ağlamamaya çalışarak, “Artık<br />
her cuma gelirim. Sahilde çay içip hangisini alırız diye bakıp<br />
gülüştüğümüz evlerden birini aldım. Şimdi gitmem lazım.<br />
Yine geleceğim ve seni çok özledim”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/biblo/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuğçe</title>
		<link>https://cemkartal.com/tugce/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/tugce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Apr 2023 19:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cem.y2n.me/tugce/</guid>

					<description><![CDATA[Zengin ailenin tek kızıydı. İyi okullarda okumuş, çoğu insanın hayal dahi edemediği yerlerde yaşamış, daha genç yaşında bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Zengin ailenin tek kızıydı. İyi okullarda okumuş, çoğu insanın<br />
hayal dahi edemediği yerlerde yaşamış, daha genç yaşında bir<br />
çok şeye sahip olmuştu. Üniversiteyi bitirdikten iki yıl sonra<br />
eşiyle tanışmıştı. Altı aylık sevgililik döneminin ardından<br />
sürpriz evlilik teklifi gelmişti. Dolunayın gökyüzünü<br />
aydınlattığı gecede, harika bir tekne gezisi sırasında.<br />
İmrenerek bakmıştı insanlar. Çok güzel bir geceydi ve çok<br />
güzel bir organizasyondu. Düğünleri dillere destan olmuştu.<br />
Gazeteler haber yapmıştı. Türkiye’nin ileri gelen ailelerinin<br />
ikisi birleşiyordu. Günlerce sürmüştü düğünün ayrıntılarını<br />
anlatmaları. Hoşuna gitmişti. Balayı için dünya turuna<br />
çıkmışlardı. İki ay sürmüştü. Ne çok eğlenmişlerdi.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Bugün<br />
evliliklerinin yirmi ikinci yıl dönümü. O harika günün ardından<br />
yirmi iki yıl geçti. İki çocukları oldu bu sürede. Biri on<br />
sekiz, diğeri on altı yaşında. Ne zaman çocukları olacağını,<br />
kaç çocukları olması gerektiğini daha en baştan planladılar.<br />
İkisi de son derece çalışkan ve disiplinli çocuklar. Anne ve<br />
babaları gibi. Doğdukları günden itibaren onlar için planlanmış<br />
şeylere uydular. Ve eksiksiz yerine getirdiler. Gurur duyuyor<br />
çocukları ile. Duyuyordu daha doğrusu. Eşi Ahmet, onu anlatmak<br />
içinse tek kelime yeterli: Kusursuz. Geçen onca yılda bir kez bile<br />
kavga etmediler. Her zaman ilgili, sevecen ve anlayışlı oldu<br />
Ahmet. Elbette gergin anlar oldu ama kavga, asla. Hatırlamıyor öyle<br />
bir şeyi.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Şu an hazırlanıyor<br />
Tuğçe. Akşam evlilik yıl dönümlerini kutlayacaklar. Sabah<br />
konuşmadılar bu konuyu. Akşam için plan yapılmadı ama<br />
gideceklerini biliyor. Ahmet asla unutmaz çünkü. Günler<br />
öncesinden hazırlamıştır her şeyi. Sürpriz yapmayı sever.<br />
Artık sürprizlik bir tarafı kalmasa bile. Elbisesini bir hafta<br />
önce aldı. Ne giyeceğini biliyor. Her zaman ne yapacağını<br />
bildiği gibi. Aynanın karşısında şu an. Hâlâ güzel. Öyle<br />
olduğunu biliyor. Hep öyledi. Ve muhtemelen hep öyle olacak.<br />
Rujunu sürüyor. Üç hafta önce bir şey oldu ama. Kimseye<br />
anlatmadı. Her zamanki sabahlardan biriydi. Her zaman yaptığı<br />
şeyleri yaptı. Böyle hissetmemesi gerekirdi. İlk birkaç gün<br />
üzerine düşmedi. Gelip geçici bir şeydi muhtemelen. Şimdiye<br />
kadar hiç hissetmediği, bundan sonra da hiç hissetmeyeceği bir<br />
şey. Fakat öyle olmadı. Bulantı hissi. Hayatı boyunca süregelen<br />
kusursuzluğun getirdiği iğrenme. Tarif etmesi çok zor. Bunu<br />
birine nasıl anlatabilir insan. Bugüne kadar yaşadığı her şeyin<br />
binlerce insan için hâyâl dahi edilemez olduğunun bilincinde.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Rujunu sürmeyi<br />
bitirdi. Her zaman makyajını böyle bitirir. Farklı şekilde<br />
yapmayı denedi ama beceremedi. Şunu bile beceremedi. Midesindeki<br />
bulantı birazcık hafifleseydi, yapabilirdi muhtemelen. İtiraf<br />
etmesi çok zor. Aklına getirmemeye çalışıyor. Fakat kötü bir<br />
şeye ihtiyacı var. bitip tükenmek bilmeyen kusursuzluğu yırtıp<br />
atacak kadar kötü bir şeye hem de. İnsan ister mi böyle bir<br />
şeyi?! Kendini kötü hissediyor. Kalbinden geçenlere mani olmaya<br />
çalışıyor ama nafile. Elbisesini giymeli. Az sonra Ahmet arar.<br />
Yirmi iki yıldır yaptığı gibi. Keşke aramasa. Keşke bugün bir<br />
şey yapmasalar. Keşke Ahmet biri ile beraber olduğunu söylese.<br />
Mide bulantısı geçer o zaman. İçten içe sevineceğini biliyor.<br />
Çemberi yırtacak bir şeye ihtiyacı var. Telefonu çalıyor.<br />
Arayanın Ahmet olduğunu biliyor. Bu gece bir planı olup olmadığını<br />
soracak sanki bilmiyormuş gibi. Bir şeye ihtiyacı var, mide<br />
bulantısını geçirecek bir şeye.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Alo, efendim<br />
Ahmet?”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Bu gece bir<br />
planın var mı?”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Lanetlendiğini<br />
düşünüyor. Mide bulantısı artıyor. Başka şeyler düşünmeye<br />
çalışıyor.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Hayır, yok”<br />
diyor gülümsemeye çalışarak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/tugce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tavsiye</title>
		<link>https://cemkartal.com/tavsiye/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/tavsiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Mar 2023 20:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cem.y2n.me/tavsiye/</guid>

					<description><![CDATA[Güneş batmak üzere. Ufukta dağlar kızıla boyanıyor. Uzakta bir kervan ağır ağır ilerlemekte. Günlerdir yolda Beyaz, Siyah’ı arıyor.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Güneş batmak üzere. Ufukta dağlar kızıla boyanıyor. Uzakta bir<br />
kervan ağır ağır ilerlemekte. Günlerdir yolda Beyaz, Siyah’ı<br />
arıyor. “Batıya doğru atını sür” dediler ona. “Dümdüz<br />
bir ovaya varacaksın. Orada bulursun Siyah’ı”. Dediklerini<br />
yaptı. Şimdi orada. Siyah uzlete çekildi on yıl evvel. Efsane<br />
savaşçı. Merhametsiz ve yalındı her zaman. Düşmanları onun<br />
adını duyduğunda korkardı. Öldürdüğü insanlar dilden dile<br />
anlatıldı yıllardır. Cesetlerden tepeler bıraktı ardında.<br />
Onunla yüzleşmek için gelenlerden hiçbiri ayakta kalmadı.<br />
Beyaz’ın yolculuğu da böyle başladı işte.  Onun gibi olmak<br />
hayali. Şimdi tek yapması gereken Siyah’ı bulmak. “Siyah ile<br />
konuşmadan da istediğini yapabilirdi pekala” diyebilirsiniz<br />
elbette. Fakat siz Beyaz değilsiniz. Yapmak istediğinizi nasıl<br />
istiyorsanız öyle yapın, bu sizin bileceğiniz iş.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Atının üstünde<br />
doğrulup ovayı taradı. Bahsetmediler ama bir yerlerde kalıyor<br />
olmalı. Öyle ovanın ortasında yaşayacak hali yok. İleride belli<br />
belirsiz bir baraka takıldı nice sonra gözüne. Orada olmalı. Atı<br />
yorgun ama son bir çaba. Az kaldı. Nice yollar aştılar beraber.<br />
Gecenin karanlığı sarmadan etrafı ulaşmalılar hedefe. Dümdüz,<br />
çorak. Burada kimsenin yaşamadığına şaşırmamalı. İyi de<br />
Siyah neden burada? Öğrenecek birazdan her şeyi. Soruları en ağır<br />
yükü. Merak yol boyu erzağı.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Eve yaklaşırken<br />
kapısında oturan adamı fark ediyor. Zayıf, kara kuru, orta boylu.<br />
Saçı ve sakalı uzamış, bembeyaz. Yaşlı olduğunu biliyor.<br />
Fakat bu kadarını da beklemiyordu. Siyah olduğundan emin değil.<br />
Başkası da olabilir. Eve doğru yaklaşıp selam veriyor yaşlı<br />
adama. Selamını alıp soruyor yaşlı adam, “Neden buradasın<br />
yolcu?”. Beyaz adamın gözlerindeki tehdidi görüyor. Daha önce<br />
onu arayanlar olmuş demek ki. Karşısındaki Siyah olmalı.<br />
“Siyah’ı arıyorum” diyor saygılı ses tonuyla, “Ona<br />
soracağım sorular var”. Yaşlı adam ayağa kalkıp bir adım öne<br />
çıkıyor. “Öyleyse aradığını buldun. Ne istiyorsan sor ve<br />
git. Aradığın kavgaysa eğer geri dönmeni tavsiye ederim”.<br />
Beyaz bir şey demeden atından iniyor. Birkaç adım atıp<br />
yaklaşıyor Siyah’a. “Tek istediğim senin gibi olmak. Bana yolu<br />
göstermen için buradayım. Sorularıma cevap almak için. Seninle<br />
yüzleşmek gibi bir derdim yok”.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Siyah başını öne<br />
eğip sakalını sıvazlıyor. Ne düşünüyor belirsiz. Beyaz’ın<br />
tek anladığı daha önce böyle bir şey için gelen kimse<br />
olmadığı. Siyah o yüzden şaşkın. Neden sonra bakışlarını<br />
ona çeviriyor Siyah. “Niçin istiyorsun benim gibi olmayı?”<br />
diye soruyor. Sorular sormaya gelmişti oysa, cevap vermeye değil.<br />
“Senin gibi cesur olmak istiyorum. Gözümün gördüğü hiçbir<br />
şeyden korkmamak. Öğretmelisin bana. Yolu göstermelisin”. Siyah<br />
bir şey demeden gülümsüyor. “Pekâlâ” diyor, “Madem bunca<br />
yolu geldin. Sana istediğin cevabı vereceğim. Ardından burayı<br />
terk edeceksin. Aksi halde kılıcım kınından çıkacak. Çünkü<br />
kimse için yer yok burada, benim için bile”. Beyaz umutla,<br />
“Tamam” diyor, “Kabul ediyorum”. Dönüp dinlenir bir<br />
yerlerde, önemli değil. Böyle hayal etmemişti gelirken ama<br />
Siyah’ın söylediğine itiraz edecek hali yok. Kimse sağ kalmadı<br />
onun karşısında.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Kulağını aç<br />
dinle o zaman. Aradığın şey cesaretse bir şeyleri yıkmak için<br />
cesarete gerek yoktur. Öfkeye ihtiyaç vardır. Cesaret bir şeyleri<br />
yıkmak için değil yapmak için gerekir. Aradığın şey öfke ise<br />
burada fazlasıyla var. Velâkin cesaret aramak için yanlış<br />
yerdesin. İşte aradığın cevap. Şimdi beni yalnız bırak.<br />
Cesaretim varken kurmaya çalıştığımı yıkma, öfkeme yeniden<br />
mahkum etme. Yolun açık olsun”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"></p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/tavsiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar</title>
		<link>https://cemkartal.com/bahar/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/bahar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Mar 2023 21:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cem.y2n.me/bahar/</guid>

					<description><![CDATA[Uzun otobüs yolculuğunun bilmem kaçıncı saatindeler. Otobüste çok yolcu yok. En fazla on kişi. Aradaki duraklarda binip inenler&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Uzun otobüs yolculuğunun bilmem kaçıncı saatindeler. Otobüste<br />
çok yolcu yok. En fazla on kişi. Aradaki duraklarda binip inenler<br />
oldu, o yüzden emin değil. Yaşlı bir çift ve yanındaki ikili<br />
koltukta tek başına uyuyan adam hariç hepsi sonradan bindi<br />
otobüse. Dördü beraberler en başından beri. Güneş yeni yeni<br />
kendini gösteriyor ufukta. Yorgun otobüsleri bomboş yolda<br />
ilerliyor. Sonu olmayan ovanın ortasında, hiçbir yere gitmiyor<br />
gibiler. Tatile gidiyor Bahar. Ailesinin yanında kafa dinleyecek on<br />
gün. Camda kendi yansımasına bakıyor. Yan koltuktaki adam<br />
doğrulup nereye geldiklerini anlamaya çalışıyor. Kısa bir bakış<br />
atıyor koltukların üzerinden ve uykusuna geri dönüyor adam.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Etraf epeyce<br />
aydınlandı. Kavurucu yazın ardından otlar sapsarı. Göz<br />
alabildiğine tek bir ağaç yok. Yazı burada geçirmediği için<br />
seviniyor. Buralarda bir yerlerde küçük bir kasaba olmalı.<br />
Yaklaşmış olmalılar. Öyle hatırlıyor. Uzun zamandır otobüsle<br />
seyahat etmedi. Arabası bozulmasa yine etmeyecekti. Arkadan gülme<br />
sesi geliyor. Neşeli neşeli bir şeyler anlatıyor adamın biri.<br />
Sabahın bu saatinde pek bulunur şey değil doğrusu. Geriye<br />
yaslanıp gözlerini kapatıyor. Azıcık uyusa güzel olurdu velakin<br />
kendi yatağı dışında uyuması namümkün.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Uyuyup uyumadığından<br />
emin değil ama dinlenmiş hissediyor. Doğru hatırlıyormuş,<br />
kasabanın tabelasını geçtiler az önce. Birazdan orada olurlar.<br />
Yan koltuktaki adam da uyanmış sağa sola bakınıyor. Arkadaki<br />
konuşma hâlâ devam etmekte. Fakat başka konuşmalarda eklenmiş.<br />
Tüm yolcular uyanmış muhtemelen. Kasabaya giriyorlar. Tek tük<br />
insanlar var sokaklarda. Esnaf yeni yeni kepenk açıyor. Gelen günü<br />
karşılamaya hazırlanıyorlar.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Tebessümle dışarıyı<br />
izliyor Bahar. Küçüklüğünden beri bir sırrı var kimseye<br />
söylemediği. Sadece o yanlarına gittiğinde yaşadıklarına<br />
inanıyor insanların. Daha doğrusu her şeyin. Duruyorlar öylece,<br />
Bahar’ın gelmesini bekleyerek. Şimdi onu karşılıyor kasaba. Şu<br />
an, bu kasaba haricinde dünyadaki herhangi bir yerde hayat yok.<br />
Birkaç kez anlatmaya çalıştı insanlara ama tuhaf tuhaf baktılar.<br />
Oysa gönülden inanıyor buna. Belki büyüdüğü için biraz daha<br />
az ama inanıyor işte. Sokak köpeği başını kaldırıp ona<br />
bakıyor teşekkür etmek için. Yıllardır bekliyor yaşamı. Kaç<br />
yıl oldu sahi buradan geçmeyeli? Doğru düzgün hatırlamıyor ama<br />
on yılı geçmiştir. Otobüs bakımsız sokaklarda ilerleyerek<br />
kasabadan çıkıyor. Kısa bir hayattı oradakiler için. Güneş<br />
yazın bittiğini unutmuş gibi parıldamakta. Dönüp yan taraftaki<br />
adama bakıyor. Göz göze geliyorlar. Bir şeyler söylemek istiyor<br />
sanki adam ama vazgeçip cama doğru dönüyor. Kasaba gerilerinde<br />
kaldı. Yok artık orası. Şimdi sıra ailesinin yanı. Oraya gidip<br />
hayat vermeli.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/bahar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ceza</title>
		<link>https://cemkartal.com/ceza/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/ceza/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 20:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cem.y2n.me/ceza/</guid>

					<description><![CDATA[Arabanın arkasında mahkemeye doğru gidiyor. Karşısında iki asker, elleri tetikte ona bakıyorlar. Dışarıda güzel bir gün. Otuz iki&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Arabanın arkasında mahkemeye doğru gidiyor. Karşısında iki<br />
asker, elleri tetikte ona bakıyorlar. Dışarıda güzel bir gün.<br />
Otuz iki yıldır görmediği günlerden bir diğeri. Yıllarla<br />
beraber namı da büyüdü. Birçok adamı var artık. İçeride ve<br />
dışarıda. Bir çoğunu hiç görmedi. Ellerindeki kelepçeler<br />
sıkıyor biraz. Fakat önemsiz. Kasten öyle ayarladıklarını<br />
biliyor. Küçük şeylerle mutlu olmalarına izin veremez. Hiç<br />
vermedi. Dışarıdan korna sesleri geliyor. Kalabalık bir caddeden<br />
geçiyorlar. Askerler kendi aralarında konuşuyor. Uzun ve sıkıcı.<br />
İlk kez mahkemeye götürüldüğü günü hatırlıyor. Uzun zaman<br />
önce. Çok uzun&#8230; Kimsenin doğru düzgün adını bilmediği<br />
kasabasında yaşayıp gidiyor. O kadar çok geçti ki üzerinden ne<br />
hayal ettiğini bile hatırlamıyor. Birilerine doktor, polis olmak<br />
istiyorum demiş olma ihtimali var mı? Bilmiyor. Fakat demiş<br />
olmalı. Tüm çocuklar söyler öyle şeyler, o da birilerine demiş<br />
olmalı.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Mahalledeki tefeciyi<br />
bıçakladığı gün. Her şeyin bittiği ve başladığı gün.<br />
Daha on dört yaşında. Islahevine gönderilmesi. İkinci yılın<br />
sonunda zorbalık yapan bir başka çocuğu öldürmesi. Oradan<br />
hapishane. Geçip giden yıllar. Geçip giden insanlar. Öldürdüğü<br />
müdürün yüzü geliyor aklına. İsmini hatırlamaya çalışıyor.<br />
Yok, ismi yok. Çok insan kayboldu geride. İşin doğrusu, çoğunu<br />
öldürmesinin sebebini hatırlamıyor ama nedenini biliyor. Birinin<br />
onları cezalandırması gerekiyordu. Araba aniden sallanıyor.<br />
Askerlerden biri düşmemek için yanında duran direğe sarılıyor<br />
zar zor. Büyük bir kasis olmalı. Dışarıda olsa ne yapacağını<br />
hayal etmeye çalışıyor. O kadar uzun zamandır içerideki ne<br />
yapıldığını unutalı çok oldu. Az önce düşmek üzere olan<br />
asker sert sert ona bakıyor. Gülüp gülmediğini anlamaya<br />
çalışıyor olmalı. Komik bir hali vardı galiba. En azından<br />
askerin öyle düşündüğü kesin. Belki deniz kıyısında<br />
gezebilir. Duvarlar olmadan gezmek güzel olurdu. Evet, yapılacak en<br />
iyi şey bu.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Araç yavaşlamaya<br />
başlıyor. Gelmiş olmalılar. Birazdan hakimin karşısına<br />
çıkacak. Avukat konuşacak. Savcı konuşacak. Bir iki şahit<br />
konuşacak. Sonunda da hakim konuşup cezasına birkaç yıl daha<br />
ekleyecek. Havalandırmada birini dövdü en son. Adam hâlâ komada.<br />
Aslında öldürmekti niyeti ama yapamadı. Birileri girdi araya.<br />
Askerler hazırlanıyorlar. Gelmişler, belli. Askerlerden biri<br />
eliyle işaret ediyor kalkması için. Kelepçelerini kontrol ediyor.<br />
Güçlü görünmeye çalışıyor ama askerin gözlerindeki korkuyu<br />
görebiliyor. Araçtan iniyorlar. Gün ışığı, gözleri<br />
kamaşıyor. Gazeteciler var yine. Eskiden yoktular. Zaman içinde<br />
merak eder oldular her nedense.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Mahkeme kapısında<br />
ne kadardır bekliyor belirsiz. Her zaman böyle olur. Alıştı<br />
artık. Sonunda mübaşir adını sesleniyor. Vakit geldi. İçeri<br />
alınıyorlar. Avukatı az önce bir şeyler söyledi ama pek<br />
dinlemedi. Zaten konuşmaya niyeti yok. Ve başlıyorlar. Konuşmalar,<br />
konuşmalar, konuşmalar. Bir çok şeyi kabul etti. Onlardan biri de<br />
içeride öleceği. Asla dışarıyı göremeyecek. Neredeyse<br />
hayatında emin olduğu tek şey. Arada avukatına bir şeyler<br />
soruyorlar. Anlattıkça anlatıyor. Nereden buluyorlar bunca şeyi.<br />
Oysa iki dakikada bitecek meseleler. Öndeki kız hızla kayda<br />
geçiriyor her şeyi. Kim okuyorsa bunları. Salonun kapısı<br />
aralanıyor. Hep birileri bakar içeri böyle. Nedenini bir türlü<br />
çözemedi. Savcı konuşurken kaç mahkemeye çıktığını<br />
hatırlamaya çalışıyor. Ardından dağılıyor zihni. Hücresine<br />
dönünce yeni bir kitaba başlayacak. Güzel olduğunu umut ediyor.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Son bir sözün<br />
var mı?” diyor hakim.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Düşüncelerinin<br />
arasında sesini duyuyor. Ellilerinde olmalı ama genç gözüküyor.<br />
Hepsi böyle aşırı ciddi durmaya çalışır nedense. Normalde bir<br />
şey söylemeye niyeti yoktu buraya gelirken ama. Şimdi&#8230; şimdi<br />
sinirli. Bu kadar şeye ne gerek var anlamıyor.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Var” diyor<br />
ayağa kalkarken, “Sizin kimseyi cezalandırmaya cesaretiniz yok.<br />
Benimse var”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Sonra yerine<br />
oturuyor. Başka bir şey söylemeye niyeti yok. Avukatının gözleri<br />
fal taşı gibi açılmış ona bakıyor. Hakim sessizliğe<br />
bürünüyor. Sinirlendiğini belli etmemeye çalışıyor gibi. Ne<br />
yapacak, bir yıl daha mı ekleyecek cezaya. Güzel. Bir yıla<br />
değerdi. Keyfi yerinde şimdi. Gitmek için acelesi yok artık.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/ceza/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üzgünüm</title>
		<link>https://cemkartal.com/uzgunum/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/uzgunum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Mar 2023 21:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://cem.y2n.me/uzgunum/</guid>

					<description><![CDATA[“Gerçekte ne hissettiğimi kimseye anlatmadım” dedi rüzgarda sallanan adama. “Senin kulaklarına fısıldayacağım” Bembeyaz kumlar göz alabildiğine. Zaman kayboluyor.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Gerçekte ne hissettiğimi kimseye anlatmadım” dedi rüzgarda<br />
sallanan adama. “Senin kulaklarına fısıldayacağım”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Bembeyaz kumlar göz<br />
alabildiğine. Zaman kayboluyor. Sallanan adam susuz. Belki de o<br />
yüzden sallanıyor. Ya da korkudan. Altında durdukları ağacın<br />
gölgesi vuruyor ayaklarının dibine. Asırlar önce kurumuş sanki.<br />
Kibrit vursan tutuşacak.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Kelimeleri<br />
söylemek istesem de çıkmadı daha önce. Dinliyor musun beni?”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Bir yudum su olsa.<br />
Kurumuş dilini kıpırdatamıyor. Konuşan adamı dinliyor.<br />
Dinlemesi gerekiyor diye, istediği için değil. Tercihi olsa başka<br />
bir şey yapardı mutlaka. İyi de ne? Aklına hiçbir şey gelmiyor.<br />
Bir şeyler yapmayı biliyor olmalı. Ama hatırlamıyor.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Dinlediğini<br />
biliyorum. Gözlerin öyle söylüyor”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Rüzgar artık esmiyor. Ve<br />
öylesine aydınlık ki insan gözlerini kapamak istiyor. Gündüz<br />
korkutucu olmamalı bu kadar. Neden burada? Ne zamandır burada?<br />
Sorular çok. Soruların yanıtı konuşan adamda. Önce<br />
söylediklerini dinleyecek. Sonra su isteyecek. İsteyecek mecali<br />
yok. Ama olacak. Öğrenmesi gerekeni öğrendikten sonra.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Bir kez<br />
anlatacağım o yüzden dikkatli dinlemelisin”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Dikkatle dinleyecek<br />
ve asla unutmayacak. Kendinden sonrakilere anlatacak dinlediklerini.<br />
Bir dakika bunu sorması lazım. Hata yapmak istemez. Korkuyor. Çok<br />
korkuyor. Bir damla su olsa. Beyaz kumların öncesi yok. Beyaz<br />
kumların öncesinde neden bir şey yok? Var olmuş olmalı. Burada<br />
mı? Çok saçma değil mi?</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Sen seçilmiş<br />
olansın. Seçilmiş olduğunu fark et!”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Başkaları da var o<br />
zaman? Neden burada değiller? Beyaz kumlar ülkesine mi? Neden<br />
gelsinler? Kim buraya isteyerek gelir? Bir yudum su olsa. Tek bir<br />
yudum. Kelimeleri oluşturan harfler. Yere çizebilir pekala. Konuşan<br />
adam dinlemese de görür yazdığını. Dinleyemez zaten,<br />
konuşamıyor. Konuşamamasının sebebi susuz olması mı? Yere<br />
yazabilir. Bu sorunun yanıtı orada gizli.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Konuşan adam<br />
kulağına eğilirken “Duydukların seni şaşırtacak. Buna inan!<br />
Boşuna gizlemedim” dedi sakin bir ses tonuyla.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Sesi ne kadar güzel.<br />
Neden korkuyor o zaman? “Diyor” değil, “Dedi”. Hikayeyi<br />
kimin anlatısı ile dinliyoruz. Bir başkası daha olmalı.<br />
Dinliyor. Gereğinden fazla dikkatli hem de. Başını belaya<br />
sokabilir.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Şimdi dikkatle<br />
dinle fısıltıları” diyor konuşan adam ve kulağına eğiliyor.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Sonra sessizlik.<br />
Artık korkmuyor. Susuz hissetmiyor. Duydukları gerçek olamaz.<br />
Kimse böyle hissetmemeli. Bitip tükenmez beyazlığın<br />
ortasındalar. Tepelerinde duran kurumuş ağaç eşlik ediyor bir<br />
tek onlara. Ve her şey fazlasıyla aydınlık. Kendini toparlamaya<br />
çalışıyor. Bunu yapabilir. Konuşan adam artık sessiz. Her şey<br />
çok sessiz. Yere yedi harflik tek bir kelime yazıyor. Konuşan adam<br />
eğilip okuyor. Gözlerine bakıyor sonra. Yeniden konuşacak.<br />
Sessizlik bozulacak.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"></p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Teşekkür<br />
ederim” diyor zar zor duyulacak kadar. “Teşekkür ederim”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/uzgunum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapılacaklar Listesi</title>
		<link>https://cemkartal.com/yapilacaklar-listesi/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/yapilacaklar-listesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2021 21:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://cemkartal.com/yapilacaklar-listesi/</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Zirve yolculuğunun beşinci günündeydiler. Hedeften önceki son kamp. Üç gün süren, şahane manzaralar eşliğindeki yürüyüşlerinin ardından dördüncü&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Zirve yolculuğunun beşinci günündeydiler. Hedeften önceki son<br />
kamp. Üç gün süren, şahane manzaralar eşliğindeki<br />
yürüyüşlerinin ardından dördüncü gün tırmanışa<br />
başlamışlardı. Zor ve meşakkatli olmuştu buraya kadar<br />
gelmeleri. Soğuk ama şahane gecenin sessizliğinde çadırından<br />
çıkıp yıldızları izlemişti. Hayatı boyunca görmediği kadar<br />
yıldız görmüştü o gece. Uzansa yakalayacak gibiydi. Otuzlarının<br />
ortasındaydı Aslı. İyi bir işi, bir çok insanın imrendiği<br />
hayatı vardı. Bulunduğu yere gelmek için çok çalışmıştı.<br />
Bir çok insanın hayal ettiğinden bile daha çok hem de. Kendini<br />
bildi bileli her şeyi belirli bir düzene göre yapar, disiplininden<br />
asla taviz vermezdi. Eğer bir hedef koyduysa kendine, oraya ulaşmak<br />
için yapılması gerekeni fazlasıyla yapardı. Muhtemelen hayatı<br />
boyunca bir çok şey değişmiş olabilirdi ama bu hiç<br />
değişmemişti. Bekir’le düşündüğü evlilik de bundan istisna<br />
değildi. Ne zaman evlenmesi gerektiğini daha işe girerken<br />
hesaplamıştı. Bu düşünce biçimi bir çok insan için tuhaf,<br />
duygusuz ya da sıkıcı gelebilirdi elbette. İşin gerçeği Aslı<br />
diğer seçenekleri de gözden geçirmişti. Kendini duygulara<br />
bırakmak ya da akşına göre yaşamak. Pekala yapılabilir şeylerdi<br />
bunlar. İyi de sonra? Neticede hep bir sonra vardı. İşte orada<br />
harcadığın zamanı telafi etmek, yaptığın hataların pişmanlığı<br />
ile yüzleşmek ve geride kalan günlerini keşkelerle geçirmek. Ona<br />
göre olmadığına karar vermişti. Duygular sizi başarıya<br />
götürmezdi.
</p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">Evlilik<br />
tarihlerini aldıkları günün ertesinde rutin doktor kontrolü<br />
sırasında hiç beklemediği bir şey olmuştu. Kanserdi. Şöyle<br />
demişti doktor, “Sana doğruyu söylemem gerekiyor. Tedavi<br />
ihtimali çok düşük. Oldukça az bulunan ve tehlikeli bir tür”.<br />
Bunu duyduğunda aklına gelen ilk şey ne kadar süresi kaldığını<br />
sormak olmuştu. En iyi ihtimalle altı ay. Altı ay&#8230; Bunu<br />
duyduktan sonra olanları çok iyi hatırlamıyordu. Eve nasıl<br />
geldiğine dair fikri yoktu. Fakat o gece çocukluğundan beri önüne<br />
set çekmeyi başardığı duyguları her yerden ona saldırmıştı.<br />
Artık planlayacağı bir geleceği olmadığını öğrenmek. İşte<br />
o uykusuz gecenin ardından ertelediği veya mani olduğu ne varsa<br />
yapmaya karar vermişti. Sabah ilk iş çalıştığı yeri arayıp<br />
istifa etmiş, bankadaki tüm parasını çekmiş, tek yön bilet<br />
alıp yola çıkmıştı. Bekir aramıştı ertesi gün. Ne olduğunu<br />
anlamak için. Bir şey söylememişti ona. Sadece, “Evlenmek<br />
istemiyorum artık” demişti. İstemiyordu da gerçekten. Birkaç<br />
kez doktoru aramıştı. Tedavi olmak istemediğini söylemişti ona<br />
da. Ne gereği vardı ki. Fakat ısrar etmişti doktoru. Eski<br />
arkadaşlarından biriydi. “En azından” demişti, “İkinci bir<br />
kontrol yapalım”. Buraya; yani tırmanışa gelmeden önce,<br />
gitmişti yanına. Dört ay sonra. İki ayı kalmıştı sadece ve<br />
birkaç gününü kontrollere harcamıştı. Ne çıkacağını asla<br />
merak etmemişti. İşi biter bitmez ayrılmıştı oradan.</span></p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">Sabah<br />
uyandığında güneş ufukta belli belirsiz kendini göstermişti.<br />
Birkaç haftadır ilk kez böyle deliksiz uyumuştu. Hastalık hep<br />
aklının bir köşesindeydi ama istemsiz şekilde neşe vardı<br />
içinde. Önlerinde çok tehlikeli bir parkur vardı oysa.<br />
Tırmandıkları dağ bir sürü dağcıya mezar olmuştu. Kısa<br />
zamanlı eğitim ve kimsenin etmeyeceği kadar ısrarın ardından<br />
katılmayı başarmıştı ekibe. Neden orada olduğunu, ne yapmak<br />
istediğini söylemişti oradakilere. Onların istediği aylar süren<br />
eğitim için vakti yoktu. Şöyle demişti ekip lideri,<br />
“Söylenenleri harfiyen yapacaksın. En ufak bir tehlikede veya<br />
senden kaynaklı dikkatsizlikte geri dönersin”.</span></p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">Çadırından<br />
çıkıp ekipmanlarını hazırlamaya başladı. Bir ara dönüp<br />
zirveye baktı. Bulutlar yalayıp geçiyordu karla kaplı kayaları.<br />
Yanından geçerken, “Günaydın” diyen İsviçreli ekip<br />
arkadaşına gülümsedi. Diğerleri de onun gibi çadırlarından<br />
çıkmış hazırlık yapıyordu. Ekip lideri ileride, elinde telsiz<br />
birileri ile konuşuyordu. Dönüp ona baktığında anlayamadı ama<br />
heyecanla bir şeyler söyledi ona Con. Kırklı yaşlarında, hayatı<br />
dağlarda geçmiş, usta bir tırmanıcıydı. O kadar heyecanlıydı<br />
ki anlam vermek mümkün değildi. Koşarak yanına gelen Con. Nefes<br />
nefese, “Seninle konuşmak istiyorlar. Önemli, gerçekten önemli”<br />
dedi. Merakla telsizi aldı Aslı ve korku içinde “Evet, ben<br />
Aslı!?” diyebildi. Doktoru sağı solu aramış, nerede olduğunu<br />
bulmuştu. Bunu nasıl yaptığından emin değildi doğrusu ve<br />
hiçbir zaman merak edip sormadı. “Türkiye’den doktorunuzun<br />
ilettiği bir mesaj var. Aynen okuyorum: Tüm tahliller temiz çıktı.<br />
Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum. Fakat durum bu. En kısa sürede<br />
benimle iletişime geç”. Kısa bir sessizlik oldu ardından<br />
telsizde ve bozuk İngilizce ile “Hepsi bu kadar, tamam” diyerek<br />
noktalandı konuşma. “Tamam” diyebildi. Temiz mi çıkmıştı?<br />
İyi de bu nasıl olabilirdi? Başını önüne eğdi. Sevinmesi<br />
gerekiyordu ama duyduğu şeyi doktorunun ağzından duymaya ihtiyacı<br />
vardı. Bir hata olabilirdi.</span></p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">Arkasını<br />
döndüğünde tüm takımın mutluluk dolu gözlerle ona baktığını<br />
gördü. Con durumu anlatmış olmalıydı. Onlara ve arkalarında<br />
kalan zirveye baktı. Artık oraya çıkamayacağını düşündü.<br />
Geri dönmeliydi. Çığlık sesleri yükseldi ardından ve orada<br />
bulunan herkes Aslı’ya sarıldı. Sevinçlerine ortak olmamak elde<br />
değildi. Yaşayacağını öğrenmiş olmaya kim sevinmezdi ki.</span></p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">Aslı<br />
öyle olmayabilirdi ama oradakiler dağın ve onun getireceği<br />
tehlikelerin farkındaydılar. Kısa bir vakitleri vardı devam etmek<br />
için. Aksi halde hava değişebilir ve belki de zirveye hiç<br />
ulaşamayabilirlerdi.</span></p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">Kısa<br />
bir kutlamanın ardından Con, “Artık devam etmeliyiz” dedi.<br />
“Zirve bizi bekler bu güzel haberin ardından”</span></p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">Aslı<br />
istemsiz şekilde tekrar zirveye baktı. İçini kaplayan korkuyu<br />
tarif etmek imkansızdı. Daha birkaç dakika önce ulaşılabilir<br />
olan şey şu an sadece içinin korku ile dolmasına sebep oluyordu.<br />
Aşağı inmeli, doktorunun yanına gitmeli ve yapılması<br />
gerekenleri yapmalıydı. Burada bulunmasının hiçbir mantığı<br />
yoktu.</span></p>
<p align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"><span style="text-align: left;">“Ben&#8230;”<br />
diye kekeledi Aslı, “Devam edemeyeceğim sanırım. Geri dönmem<br />
lazım”</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/yapilacaklar-listesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Issız Ada</title>
		<link>https://cemkartal.com/issiz-ada/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/issiz-ada/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2020 22:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://cemkartal.com/issiz-ada/</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Her şey bundan iki yıl önce küçük bir tur gemisinde işe girince başlamıştı. Beklediğinden daha büyük bir&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">
Her şey bundan iki yıl önce küçük bir tur gemisinde işe<br />
girince başlamıştı. Beklediğinden daha büyük bir değişiklikti<br />
bu doğrusu. Limanda demirlemiş teknelerin bakımını yapmakla,<br />
sürekli seyir halinde olan bir gemide çalışmak birbirinden farklı<br />
şeylerdi. Mutluydu. İyi para kazanıyor, dilediğince gezemese bile<br />
bir sürü yeni yer görüyor, fırsat buldukça etrafı da<br />
dolaşıyordu. Yüz yirmi günlük dünya turuna çıkan başka bir<br />
gemiden teklif aldığında üzerinde fazla düşünmemişti. Daha<br />
iyi bir fırsat yakalaması zordu. Hele de işe yeni girmiş biri<br />
iseniz. Her şey fazlasıyla güzel başlamıştı. Daha önce<br />
çalıştığı geminin neredeyse on katı olan yeni gemideki<br />
imkanlar diğeri ile mukayese edilemeyecek kadar iyiydi. Yolculuk<br />
İtalya’dan başladı. Önce Akdeniz, ardından Atlantik ve Amerika<br />
kıyıları. Turun üçte birlik kısmı su gibi geçmiş, limansız<br />
geçecekleri en uzun menzil olan Pasifiğe açılmışlardı. İlk<br />
birkaç gün çarşaf gibi denizde ilerlediler. Geceleri binlerce<br />
yıldız eşlik etti yolculuklarına. Birkaç balina gördüler.<br />
Sonra beklenmeyen bir şey oldu. Hava raporlarında nispeten hafif<br />
geçecek diye beyan edilen fırtına hiç kimsenin tahmin edemeyeceği<br />
kadar şiddetlendi. Limanda demirli haldeyken devasa görünen gemi<br />
dalgaların arasında ufacık kalmıştı. Bir saat kadar ilerlediler<br />
dalgalarla boğuşarak. Kaptan fırtınanın içinden geçebileceğini<br />
düşünmüştü muhtemelen. Fakat denizin; her zaman olduğu gibi,<br />
başka planları vardı. Tahliye için acil koduyla bildirim yapıldı<br />
bir süre sonra. Yakın gemilere kurtarma için mesajlar gönderildi.<br />
Ancak her şey için geç kalınmıştı.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Gözünü açtığında<br />
neler olduğunu tam olarak hatırlayamıyordu. Gemi yan yatmaya<br />
başladığında koridorda düşmemek için uğraşıp koşmaya<br />
çabalıyordu. Yüzüne vuran suyun darbesini hatırlıyordu velakin<br />
sonrası karanlıktı. Nasıl olup da o gemiden çıktığına ve<br />
kıyıya ulaştığına dair en küçük fikri yoktu. Pasifiğin<br />
ortasında, yapayalnız bir adadaydı artık. Bunu anlaması çok<br />
uzun sürmemişti. Öyle tuhaf bir durumdaydı ki gerçek olduğunu<br />
kabullenemiyordu. Kıyıya vurmasının beşinci gününde; akşam<br />
üstü sahilde oturmuş batan güneşe bakıp birilerinin onu<br />
kurtarmasını beklerken, ufukta sürüklenen kurtarma botunu fark<br />
etmişti. Boş gibi görünüyordu. Bu mesafeden, sanki farklı<br />
görünebilirmiş gibi. Boğazını çatlatana kadar bağırdı botta<br />
birilerinin duyması umuduyla. Sesin gidip gitmeyeceğinden habersiz.<br />
Umut işte. Sonra nedensiz denize atlayıp yüzmeye başladı bota<br />
doğru. Bunu neden yaptığını daha sonraki aylarda çok düşündü.<br />
Fakat hiçbir neden bulamadı. Orada boğulabilirdi. Mesafe uzundu ve<br />
bota vardığında neredeyse gücünün tamamını kullanmıştı.<br />
Ancak o gün yüzmeseydi İdil’i bulamayacaktı. Baygın haldeki<br />
kazazedenin adını bilmiyordu o zaman tabi. Botu kıyıya döndürmeyi<br />
başardığında vakit bir hayli ilerlemişti. Fakat sonunda<br />
başarmıştı.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">İdil’i ilk<br />
gördüğü andan, şu ana kadar giderek artan bir aşkla sevmişti.<br />
Onun kadar güzel ve bilgili bir kadını hayatı boyunca görmemişti.<br />
Bir çok ülkeyi gezmişti İdil. Çok iyi okullarda okumuştu. Çok<br />
zengindi. Çok eğlenceliydi. Bildiği her şeyin ötesindeydi. Adada<br />
geçirdikleri bir yıla yakın süre aralarındaki mesafeleri yok<br />
edip birlikte olmalarını sağlamıştı. Aksi bir durumda asla<br />
gerçekleşmeyecek olan bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyordu.<br />
Geçen her gün bir önceki günden daha güzeldi artık. Ada<br />
ihtiyaçlarını karşılayacak kadar büyük, diğerlerinin onları<br />
bulamayacağı kadar küçüktü. Suat’ın da kurtarılmak veya<br />
adadan kurtulmak için bir isteği yoktu. Ancak İdil’in isteği<br />
doğrultusunda; adanın dört tarafına, dumanla mesaj verebilmek<br />
için yakmaya hazır odun biriktirmişti. Yapabilecekleri tek şey.<br />
Bir iki kez tekne yapıp denize açılmayı önermişti İdil. Önünde<br />
sonunda birilerine rastlayacaklarını söylemişti ama adadan<br />
kurtulmak isteyen biri için bile delice bir plandı. İkna etmeyi<br />
başarmıştı her seferinde. Ve orada kalmışlardı.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Yedinci veya<br />
sekizinci ayda; tarihinden çok emin değildi doğrusu, adanın<br />
arkasından geçen ilk gemiyi görmüştü. Gemi millerce uzakta<br />
olmasına rağmen korku içinde çalıların arkasına saklanmış,<br />
gözden kaybolana kadar kıpırdamadan izlemişti. Geri dönmüştü<br />
sonra İdil’in yanına. Konudan tek kelime bile bahsetmeden. İkinci<br />
gemiyi bir ay sonra, üçüncü gemiyi de onun ardından gelen ikinci<br />
haftada görmüştü. Sonra bunun düzenli devam eden bir tekrar<br />
olduğunu fark etmişti. Gemiler her altı günde bir aşağı yukarı<br />
aynı uzaklıktan ve aynı mevkiden geçiyorlardı. Sabahın erken<br />
saatlerinde geçmeleri en büyük avantajıydı. İdil her şeyi terk<br />
etse de eski alışkanlığı olan geç kalkma huyunu terk etmemişti.<br />
Her altı günde bir, büyük bir özen ve dikkatle İdil’i gece<br />
geç saatlere kadar uyanık tutmaya, onu da yapamazsa kurdukları<br />
barakadan uzaklaştırmamaya çalıştı. Tek istediği rüyasına<br />
devam edebilmekti.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Siz ne kadar plan<br />
yaparsanız yapın hayatın hep ayrı planları vardır. Her şeyi<br />
unuttuğu ve sabaha kadar seviştikleri gecenin sabahı tam da<br />
altıncı güne denk geliyordu. Hiç yapmamasına rağmen kahvaltı<br />
için bir şeyler toplamaya karar veren İdil; yengeç topladıkları<br />
sahile, adanın arkasına gitti. Çığlıklarla uyandığında ne<br />
olduğunu anlamaya çalıştı Suat bir süre. Adada yırtıcı<br />
hayvan yoktu. Sonra&#8230; sonra&#8230; kelimeleri seçebildi yarım yamalak<br />
kendine geldiğinde.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Gemi&#8230; Gemiyi<br />
gördüm Suat. Sonra ateşleri yaktım”. Nefes nefeseydi İdil.<br />
“Hepsini yaktım&#8230; Gördüler bizi galiba. Bir siren sesi<br />
duyduğumdan eminim. Görmüş olmalılar&#8230;!”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Dumanlar<br />
yükseliyordu adanın dört bir tarafından gök yüzüne. Ve<br />
yanılmıyordu İdil, görmüşlerdi onları. Önce bir tekne,<br />
ardından gemiye alındılar. Haber çok kısa sürede dört bir yana<br />
yayıldı. Beş günlük yol vardı önlerinde. İdil’in arada bir<br />
bahsettiği Gökhan aradı ikinci gün gemiyi. İdil’i hiç o kadar<br />
mutlu görmediğini düşündü. Dedikleri gibi beşinci gün limana<br />
vardılar. Sahilde devasa bir kalabalık ve basın ordusu. Onları<br />
bekliyorlardı heyecanla. Karaya ilk ayak bastıklarında önlerinde<br />
onlarca gazeteci ve kameraman. Biri mikrofon uzattı aralarından.<br />
Gazetecilere daha yakın olan İdil’in tam önünde.</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“İdil Hanım,<br />
nasıl hayatta kaldınız”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">“Suat sayesinde”<br />
dedi İdil gülümseyerek, “Onun arkadaşlığı ve dostluğu<br />
sayesinde”</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">Annesi çıktı<br />
kalabalığın arasından sonra. Suat büyük bir mutlulukla sarıldı<br />
ona. Babasını hayatı boyunca ilk kez ağlarken gördü orada.<br />
Sonra her şey hızlandı. Gökhan, gazetecileri yardı ve İdil’e<br />
sarıldı. “Dostluğu ve arkadaşlığı”&#8230;</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">İki kez daha gördü<br />
İdil’i. Röportaj için bir araya getirdiler onları. Gözlerine<br />
bakıp bir şeyler söylemek istedi laf arasında. Onu ne kadar<br />
sevdiğini ve özlediğini söylemek. İdil ise ayrı bir insanmış<br />
gibi. Evlerine davet ettiler bir kez de. Akşam yemeği için.<br />
Gitmedi. O günün ardından hiçbir yere gitmedi ve yaşadığı<br />
hikayeyi hiçbir yerde anlatmadı. Tek bir gün bile. Ve asla o ismi<br />
ağzına almadı&#8230;</p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"></p>
<p style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/issiz-ada/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Film Replikleri</title>
		<link>https://cemkartal.com/film-replikleri/</link>
					<comments>https://cemkartal.com/film-replikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[cemKartalPanel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jul 2019 21:47:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://cemkartal.com/film-replikleri/</guid>

					<description><![CDATA[İki gündür fasıla vermeden yağan kar nispeten yavaşlamıştı. Belediye yolları temizlemeye çalışıyordu ama ara sokakların çoğu trafiğe kapanmıştı.&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
İki gündür fasıla vermeden yağan kar nispeten yavaşlamıştı.<br />
Belediye yolları temizlemeye çalışıyordu ama ara sokakların<br />
çoğu trafiğe kapanmıştı. Yol kenarları temizlenen karların<br />
biriktiği tepeciklerle doluydu. Radyoda belli belirsiz çalan müziğe<br />
ara ara çalışan sileceklerin sesi eşlik ediyordu. Hakan’la<br />
görüşmek üzere eski mahallesindeki kahveye gidiyordu. Liseye<br />
başladıktan sonra bir daha uğramadığı mahallesine. Her tür<br />
belalı ve kirli işin döndüğü mahallesine. Hakan uzaktan<br />
akrabasıydı. Eskiden mahalle arasında beraber top oynarlardı.<br />
Hakan ondan beş yaş büyüktü. Uzun boylu, zayıf ama son derece<br />
cesur bir çocuk olarak hatırlıyordu onu. Islah evine girmeden önce<br />
Hakan’la alakalı hatırladığı son anı köşe başında<br />
harçlığını almak için onu sıkıştıran iki çocuğu evire<br />
çevire dövmesiydi. Hakan gelmese hem harçlığından olacak hem de<br />
bir güzel dayak yiyecekti. Olaydan bir iki hafta sonra kendinden<br />
altı yaş büyük bir çocuğu bıçaklayıp öldürmüştü Hakan.<br />
O zamanlar bir sürü dedikodu dolaşmıştı neden bu cinayeti<br />
işlediğine dair ama Hakan hiçbir zaman neden yaptığını<br />
anlatmamıştı. Aradan geçen yıllar içinde sağdan soldan gelen<br />
haberlerle ne yapıp ettiğinden haberdardı. Üç kez daha hapse<br />
girmişti. Biri cinayet, diğerleri yaralama. Elde ettiği itibar ve<br />
yaptıkları Hakan’ın suç dünyası içinde yükselmesini<br />
sağlamıştı. Şimdi şehrin adı geçen babalarından biriydi.<br />
Onlarca silahlı adamı ve milyonlarca liralık suç trafiğini<br />
kontrol ediyordu.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Müdür<br />
odasına çağırıp, “Hakan’la konuşman gerekiyor. Kardeşini<br />
vurmuşlar iki gün önce. İdris’in adamlarıymış yapanlar.<br />
Şehirde yeni bir savaş istemiyoruz” demişti. Resmi bir görüşme<br />
için gitmiyordu. Şu an kimsenin böyle bir şeyle uğraşacak hali<br />
yoktu. Yetkililerin tek istediği bir şekilde Hakan’ı<br />
durdurabilmek, eğer yapabilirlerse İdris’le barışmalarını<br />
sağlamaktı. Bu gerçekleşmezse onlarca insanın öleceği<br />
muhakkaktı. Amirlerinin Hakan’ı tanıdığını bilip<br />
bilmediklerinden  emin değildi ama hususi olarak çağrıldığı<br />
görevi geri çeviremezdi. Aradan geçen yıllardan sonra nasıl<br />
biriyle karşılaşacağını merak ediyordu. Haber yollamış,<br />
geleceğini bildirmişti.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Çocukluğunun<br />
geçtiği mahalleye girdiğinde içini tuhaf bir his kapladı. Sanki<br />
hiçbir şey değişmemişti. Aynı köhne sokaklar, aynı eski<br />
evler. Sağda solda birkaç kişi kara aldırmadan durmuş bir şeyler<br />
konuşuyordu. İçlerinden bazıları yanlarından geçerken tuhaf<br />
bakışlarla arabayı süzdü. Camları buğulanmış dükkanların<br />
içinde tek tük müşteriler vardı. Ana caddedeki kar temizlenmiş<br />
olsa da ara sokakların hiçbirine girilmediği belliydi. Burada<br />
kimsenin öyle bir beklentisi olduğunu sanmıyordu. Yaşlı bir<br />
adamın kapısında sigara içtiği tekel bayinin önüne park edip<br />
arabadan indi. Hava ayaza çevirecekti. Yaşlı adam sigarasından<br />
derin bir nefes çekip araçtan inen temiz kıyafetli yabancıyı<br />
süzdü. Onu hatırlamıştı. Abdullah Amca&#8230; sürekli içerdi.<br />
Eskiden aşağıdaki sokağın köşe başında marketi vardı.<br />
İstemsizce gülümsedi. Tekel bayi açarak doğru bir karar<br />
vermişti. Abdullah Amca da onu hatırlamış gibiydi ama nereden<br />
olduğunu çıkaramadığı belliydi. Paltosunun yakalarını<br />
kaldırıp ilerledi. Şu an konuşacak vakti yoktu. Bir an evvel<br />
gidip şu işi bitirmek istiyordu. Dönüşte hal hatır sorabilirdi<br />
pekala.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Karla<br />
kaplı ama delik deşik olduğu hala belli olan kaldırımdan<br />
ilerledi. Kahvenin nerede olduğunu biliyordu. Seyitoğlu<br />
Kıraathanesi, eski mahallenin en eski işletmesi. Kamil Amca vefat<br />
edince oğlu Selahattin işletmeye başlamıştı. “Orada<br />
bekleyecekmiş sizi” demişlerdi. “Başka bir yerde oturmayı<br />
sevmezmiş zaten”. Karların arasında daha önce yürüyenlerin<br />
açtığı ince yoldan kahveye ilerledi. Aynı tahta çerçeveler,<br />
aynı kirli camlar, yazısı daha da eskimiş aynı tabela. İçeri<br />
girmeden derin bir nefes aldı. Mahalle arkadaşlarından bir kaçı<br />
da oradaydı muhtemelen. Tanımamalarını umut ederek içeri girdi.<br />
Eski kapı tahmininden daha çok gıcırdadı. Nedense sessiz bir<br />
giriş hayal etmişti. Fakat beklediğinin aksine içeridekilerden<br />
hiç biri gelenin kim olduğuna aldırmadı. Sadece elinde kağıt<br />
tutan genç bir delikanlı desteden gözlerini kaldırıp manasız<br />
bakışlarla gelenin kim olduğuna baktı. Bir kaç masa ötede oyun<br />
oynayanları izleyen Selahattin’i gördü. Heyecanla masayı takip<br />
ediyordu. Büyük paralı kumar döndüğü muhakkaktı. Eskimiş<br />
soba gürül gürül yanıyordu. İçerisi tahmininden sıcaktı<br />
doğrusu. Paltosunun yakasını indirip etrafa göz gezdirdi.<br />
Kimsenin aldırış etmemesinden dolayı rahatlamıştı. Çay<br />
ocağının olduğu kısımda, dipte, tek başına oturup gazete<br />
okuyan Hakan’ı gördü. Hala zayıftı. Saçlarını geriye doğru<br />
taramıştı. Doğrusu buradan bakınca mafya liderine benzemiyordu.<br />
Ağır adımlarla masaların arasından ilerleyip Hakan’ın yanına<br />
geldi.</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Sandalyeyi<br />
çekerken, “Selamı aleyküm” dedi.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Hakan<br />
bakışlarını kaldırıp onu süzdü. Yüzünde hiçbir ifade<br />
yoktu, neden sonra onu tanıyarak gülümseyip oturduğu yerden<br />
kalktı. Hakan sevinmiş miydi yoksa öyle olduğunu hayal mi<br />
ediyordu emin değildi.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
“Ve<br />
aleyküm selam. Mehmet Bey dediklerinde senin olacağını tahmin<br />
etmemiştim doğrusu. Buyur şöyle, hoş geldin” dedikten sonra<br />
sert bir ses tonuyla, “Oğuz iki çay” diye garson çocuğa<br />
seslendi.</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Baş<br />
sağlığı diledi önce kardeşi için. Duyduğunda ne kadar üzülüp<br />
şaşırdığını anlattı. Hakan pek bir şey söylemedi.<br />
“Eyvallah” diyerek geçiştirdi söylediklerini. Bir ara boşluğa<br />
bakıp, “Mekanı cennet olsun” dedi. Sonra çaylarını içerken<br />
eskilerden konuştular. Mahallede olan bitenden, onun yaptıklarından.<br />
Fakat Hakan kendi ile ilgili hiçbir şey anlatmadı. “Aynı işte”<br />
dedi ciddi bir tavırla, “Bildiğin gibi”. Konuya nasıl<br />
gireceğine bir türlü karar veremiyordu.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
“Bunca<br />
yıl sonra geldiğine göre önemli bir nedenin olmalı” dedi<br />
sonunda Hakan. “Haber yolladığın adamı bilirim, öyle ufak<br />
tefek makam sahibi değildir”
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Eh!<br />
En azından konuya nasıl gireceği belliydi artık. Elinden geldiği<br />
kadar yumuşak bir tavırla ondan talep ettiklerini Hakan’a<br />
anlattı. Sadece bir aracı olduğunu belirtti. Eğer onaylarsa<br />
İdris’in barışa ikna olması için ellerinden gelen her şeyi<br />
yapacaklarını ekledi. Resmi olarak yürüyen bir şey olmayacaktı<br />
ama konuyu halledeceklerdi bir şekilde. Savaş kimsenin çıkarına<br />
olmayacaktı. Sonra nedensiz şekilde bir film repliğini hatırladı.</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
“Neticede<br />
olanlar kişisel değil, sadece iş”</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Hakan<br />
başından beri ifadesiz yüz ifadesiyle söylediklerini dinlerken bu<br />
cümleyi duyunca bakışlarını masanın eskimiş çuhasına<br />
çevirdi. Gazeteyi ve kül tabağını düzeltti. Dişlerini sıktı.<br />
Birkaç saniye öylece durdu.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Sonra<br />
yüzüne bakmadan, “Bu ne demek şimdi?” diye sordu. Sesindeki<br />
ton hiç hoş değildi.</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
“Hiç”<br />
diye kekeledi. “Duyduğum bir filmden. Bilirsin hani mafya ile<br />
ilgilidir”</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Hakan<br />
bakışlarını masadan kaldırıp yüzüne baktı. Gözlerinden ateş<br />
fışkırıyordu. “Yok, bilmiyorum” dedi derin bir nefes alarak.<br />
“Bak Paşa, buradan ayrıldıktan sonra neler yaptın ettin çok<br />
bilmem. Doğru düzgün okula da gidemedim, biliyorsun. Bazı<br />
meseleler yüzünden. Öyle çok bilgili, kültürlü biri değilim.<br />
Fakat sana şunu söyleyeyim, hayatta her şey kişiseldir. İş<br />
dükkanda yapılır ve ben dükkan sahibi değilim. Bir çocuğun<br />
kalemini aldığında da, birinin kardeşini öldürdüğünde de,<br />
bir devletin toprağını işgal ettiğinde de mesele kişiseldir.<br />
Söyleyeceğim başka bir şey yok. Ha! İdris’in kafasını bana<br />
getirirsen o gayrı. İşte o vakit bir mesele kalmaz. Konuşacağımız<br />
başka bir şey de kalmamıştır”</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Bir<br />
şey söylemek istedi ama manası olmayacağını bildiğinden sustu.<br />
Ne yapması gerektiğinden emin değildi. Kalkıp gitmeli miydi,<br />
yoksa bir süre daha kalmalı mıydı? Amirlerine ne diyecekti,<br />
beceremediğini mi? Yok, öyle kolay kabul etmeyecekti yenilgiyi. Tam<br />
bir şeyler söylemeye hazırlanırken iri kıyım, kirli sakallı,<br />
takım elbiseli bir adam hızla gelip Hakan’ın kulağına bir<br />
şeyler söyledi. Hakan büyük bir ciddiyetle dinledikten sonra aynı<br />
ifadesiz yüz ifadesini takındı. Yerinden kalktı, önünü<br />
ilikledi.</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;"></div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
“Müsaade<br />
ile, yapacak işlerimiz var. Yollayanlara selamımızı iletirsin.<br />
Davamızı kendimiz halledeceğiz, eğer bir şey yapmak istiyorlarsa<br />
mani olmasınlar. Selametle&#8230;” dedikten sonra az önce gelen<br />
adamla beraber kahveden çıktı.
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
</p>
</div>
<div align="justify" style="line-height: 100%; margin-bottom: 0cm;">
Ne<br />
yapacağını şaşırmış halde arkalarından bakarken<br />
Selahattin’in sesini duydu, “Hakan! Sen misin gerçekten yahu&#8230;”
</div>
<p><b></b><i></i><u></u><sub></sub><sup></sup><strike></strike></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://cemkartal.com/film-replikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
